Devletin Ötesinde: Anarşiye Geri Dönüş – 2003 – Jeff Shantz

Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler, açıklamalar vb, […] ile gösterilmiştir.

Eski ve görünüşte yenilmiş bir hayalet politikaya bir kere daha dadanmakta –anarşizmin hayaleti. Son birkaç yıl içerisinde, hükümetsel ve şirket [kökenli] güç-odaklarının [yaptığı] küresel toplantıların dışarısında gösteri yapan kızgın, siyahlar içindeki, maskeli gençliğe ilişkin medyadaki göze çarpan haberler, 20nci yüzyılın başlangıcına damgasını vuran anarşizme dair ahlaki panik anılarını canlandırdı. Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) [World Trade Organisation, WTO] 1999 yılında Seattle’daki toplantısından beridir küresel kapitalist zirvelerdeki “kara blok” anarşistleri olarak adlandırılanlara mal edilen “kaba” [uncivil, sivil olmayan] itaatsizlik –özellikle de şirket mülkünün tahrip edilmesiyle ilgili olduğunda–, anarşistleri yeniden haber başlıklarına taşıdı, ve televizyonun Sixty Minutes II’sinin ana konusu olmasının yanısıra Time ve Newsweek’in kapaklarında kendisine yer bulmasına neden oldu. Keza, ekonomi zirveleri sırasındaki –biber gazı, göz yaşartıcı gaz, plastik merrmiler ve kitlesel tutuklamaların yanısıra ateş açılması ve hatta öldürmeler dahil olmak üzere– polis saldırganlıkları, genel kamuoyunun aklına anarşistlerin korkulması gereken bir şey olduğunu fikrini soktu. Bu görüş, ana medyada anarşistlerin “eşkiyalar” ve “holiganlar” olarak resmedilmesi ile güçlendirildi.

Anarşistlerin yetkililerle başlarının belaya girmesinde şaşılacak pek bir şey yoktur. Aslında, anarşizmin Devlet kurumları ve bunların savunucuları ile doğrudan çatışmasına ilişkin uzun bir tarihi vardır. Anarşistlerin bizzat yöneticiliğin [rulership] meşruiyetini sorgulamasından ötürü, yöneticilerin anarşistleri nihilist fanatikler olarak göstermeyi istemelerine de şaşmamak gerekir tabii ki. Anarşist tarihçi Peter Marshall’ın belirttiği üzere, anarşizmin (Sol veya Sağın) yönetenleri veya yönetilenleri üzerindeki radikal etkileri tamamen silinmemiştir, “[anarşizm] yöneticileri, gereksiz hale gelecekleri için, ve mülksüzleştirilenler ile düşünceliler açısından özgürce kendi kendilerini yönetebilecekleri bir zamanı hayal etmelerine neden olarak bir umut kaynağı olabileceği için korkuya itebilir” (x). Hükümetin şiddetinin aksine, çoğu anarşist uygulamalı inisiyatif yeni topluluklar ve kurumlar inşa edilmesine yönelmiştir.

Sosyologlar böylesi asi [unruly] hareketlere pek az ilgi gösterirken, kriminologlar son zamanlarda anarşizmi ciddiyetle bir siyaset olarak kabul etmeye yönelik bazı eğilimler göstermektedirler. Kriminolog Jeff Ferrell, bugünkü bağlamda anarşist pratiğe ve anarşist Devlet eleştirisine ayak uydurmanın gayet geçerli olduğunu öne sürmektedir. Ona göre, anarşizme gösterilecek dikkatli bir ilgi, kriminologları direniş kriminolojisini geliştirmek için cesaretlendirecektir. Direniş kriminoloji, “suç teşkil eden [criminal] veya suça dönüş[türül]en [criminalised] davranışların, insan onurunun ve özbelirlenimin bastırılmış boyutlarıyla ve devlet yasasının otoritesine karşı yaşanmış direnişle ilişkilendirilmesinin çeşitli yollarını araştırmanın bir aracı olarak”, anarşistler (ve diğerleri) tarafından gerçekleştirilen suça dönüş[türül]müş faaliyetleri (örn. graffiti, işgaller, korsan radyolar, sabotaj) ciddiyetle ele alacaktır (Ferrell, 151). Bu davranışlar artık “çocukluk hastalıkları” [01] veya “haydutluk” [02] belirtileri olarak dışlanmamalı, aksine oldukları şekilde –siyasi faaliyetler– değerlendirilmelidirler. Bu, tabii ki, direnişin ayrıcalıklı biçimleri ve aktivizm hakkında kabul edilmiş nosyonlar [notion, apriori kavramlar] hakkındaki varsayımlardan uzaklaşmayı gerektirmektedir.

Otonom hareketlerinin “küreselleşmenin bugünkü biçimleri içerisinde gömülü olan tahakküm, sömürü ve dışlanma kalıplarını reddeden, alternatif toplumsal dönüşüm görüş ve projeleri” (22) sunduklarını savunan Castells, Yazawa ve Kiselyova’dan bahsedebiliriz. Bu alternatifi oluştururken, anarşistler sıklıkla kapitalist ekonominin veya liberal demokrasi siyasetinin sorunsuz işleyişini bozan pratikler geliştirirler. Bu, sosyolog Leslie Sklair’i izlersek, anarşizmin, anaakım siyasi kanalları içerisinde daha büyük bir bütünleşmeye imkan tanıyan bir örgütsel modeli amaçlamayan [bir modeli], kapitalizme karşı sosyal hareketlerin ve direnişin bir “aksatma” [disruption, yıkma, bozma] modelini örneğini teşkil ettiği söylenebilir. Anarşist hareketler, taviz vermeyen retoriği ve haddini bilmez stratejileri sayesinde, aksatıcı kuvvetinin normal siyaset içerisine yönlendirilmesi girişimlerine karşı direnirler. Aktivistler, kendilerin ya marjinalleştirildiği veyahut da assimile edildiği bütün bir bağlamı reddetmeye girişirler; kendi zeminlerinde kalırlar. Bu nedenle, Sklair’in aksatıcı siyasetinin ötesine geçerek çağdaş anarşizmin büyük bir kısmını meydana getiren yapıcı projelere bakmak gerekmektedir.

Devletlerin ve sermayenin kendi küresel gündemlerini dayatma kapasitelerini engelleyen siyaset, birçoklarının devrimci siyasetin devrinin sona erdiğini düşündüğü bir çağda devrimci siyaset için olası başlangıçlar sunmaktadır. Otoriter komünizmin çöküşü ve neo-liberal sermayenin dünyanın büyük bir kısmındaki görünüşteki zaferi, birçoğunun görüşlerini radikal bir demokrasinin ancak biraz fazlası olan bir konuma geriletti. Anarşizm, bu gibi “tarihin sonu” senaryolarını parçalamakta, devletçi kapitalizmin ötesindeki bir geleceğe yönelik mücadelelerin yenilenmesi için radikal bir bakış sunmaktadır.

KRİZ DEVLETLERİ VE ANARŞİNİN GERİ DÖNÜŞÜ

1990’ların başlarından itibaren, kendinin bilincinde olan siyasi bir kuvvet olarak anarşizm dikkate değer bir yeniden diriliş yaşamaktadır. Küresel ekonomik dönüşümler, onlara eşlik eden toplumsal yerinden olmalar ve ekolojik krizlerle birlikte, hem kapitalizme hem de komünizme alternatif arayan insanların anarşizmi yeniden keşfetmesine neden oldu. Sovyetler Birliği’ndeki devlet kapitalizminin çökmesi ile Batılı sosyal demokrat partilerin Sağa kaymasının eşanlılığı, neo-liberal kapitalizme karşı bir alternatif olarak sosyalizme itibar kaybettirdi. Anarşizmi güya ebedi ikametgahına göndermiş olan Leninizmin ve Sosyal Demokrasinin kalıntıları kendilerini ölümcül darbeler almış bir halde buldular. Siyasi Sol’un dağınıklığı ile birlikte, anarşizm pek çokları açısından hem liberal demokrasiye hem de Marksizme karşı gözden kaçırılan bir alternatif sunmaktadır.

Devleti küresel sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir çizgisiye getirmeye yönelik son girişimler, yoksul ve dezavantajlı kesimlere karşı kaslarını gererken küresel kuvvetlere karşı zayıf olduğu iddia edilen, “kriz devleti” [03] olarak adlandırılabilecek [bir devlet yapısının] ortaya çıkmasına yol açtı. Yönetici seçkinler, geçen yüzyılda verilen büyük mücadeleler sonucunda sermayeden kazanılmış olan reformlardan kurtulmak için olanca güçleriyle çalışıyorlar. Minarşist [minarchist, minimal anarşist; devletin işlevlerinin kısıtlanması vurgusuna sahip görüş; Robert Nozick, Ayn Rand, ve hatta Milton Friedman bile bu görüşün savunucuları arasında görülmektedir. Bu nedenle minimal anarşistten ziyade minimal devletçi terimi daha uygun bir karşılık olabilir.] girişimlerin en popülerleri arasında yer alan sağlık hizmetleri ve kamusal eğitimden yapılan kesintiler, emek karşıtı yasamanın uygulanmaya başlanması, sosyal desteklere (ve işçi tazminatları ile işsizlik sigortasına) kısıtlamalar getirilmesi, ve “gevşetilmiş” çevresel düzenlemelerle sosyal programların parça parça yok edilmesine devam ediliyor. Bu politikalar, bir “güvenlik ağı” veya bir çeşit “sosyal güvence” sunmak yerine, Batılı endüstriyel ulusların işçi sınıfları içerisinde çeşitli krizlere, hizmet taleplerini genişletmeye yönelik veya sermayenin tercih ettiği dönüşümlere direnmeye yönelik girişimleri zayıflatan krizlere sebep oluyor.

Dikkate değer bir şekilde, bu politikalar hem Sol’un hem de Sağ’ın anaakım siyasi partilerince kabullenilmektedir. Örneğin, ABD’de, Demokrat Parti, refah [uygulamaları], olumlu faaliyetlerde [affirmative action, pozitif ayrımcılık, olumlu ayrımcılık] ve NAFTA gibi konularda rutin olarak Cumhuriyetçilere oldukça benzer bir pozisyon almaktadır. Bu yakınlaşmaya tepki olarak, yönetici sınıfların bu partileri arasında hiçbir fark olmadığı inançlarına işaret edecek şekilde anarşistler onlara “Cumhuriyetratlar” [Republicrats] demektedir. Anarşistler, daha fazla hapishane inşa edilmesini ve katı ceza süreleri dahil olmak üzere daha sert hapis uygulamalarını savunan Cumhuriyetratlar politikalarına karşı harekete geçmektedirler. Anarşistlere göre, böylesi politikalar yalnızca “ırkçı suç histerisi”ne (Subways 11) ve yoksulları şeytanlaştıran anlayışlara başvurmak demektir.

Bu “kriz devleti” dönüşümleri, Refah Devleti’nin –asli işlevinin bir kanun ve intizam mekanizması olarak hizmet etmek olduğunun anlaşıldığı– ceza devletine döndürülmesiyle sertlik siyasetine şekil vermektedir. Değerli sosyal hizmetler artık eğlence kamplarını [boot camps, özellikle çocukların ve gençlerin çeşitli konularda eğitilmesi (yontulması) için düzenlenen kamplar, örn. yaz kampları, dini eğitim kampları], “geçici [devlet] kadroları”nı, “Genç Suçlular” yasamasının değiştirilmesini, barışçıl gösterilerin şiddetle bastırılmasını, daha önceden kabullenilen ifade ve toplanma özgürlüklerine ilişkin hakların ihlalini içermektedir. Uygun alternatifler yaratmaksızın Refah Devleti’nin tasfiye edilmesi, yoksullukta artış ve zenginle yoksul arasında daha aşırı eşitsizlikler anlamına gelir. Bu koşullar, laissez-faire [bırakınız yapsınlar] nutuklarının kuvvetli bir şekilde yeniden yığılmasıyla ideolojik olarak meşrulaştırılmıştır. Manipüle edilmiş borç “krizleri” ve rekabetçilik yakarışlar korosuyla uyum içindeki neo-liberal politikaların bozuk sicili bugünkü gişe rekortmeni film müziğini ortaya çıkarmıştır: “19uncu Yüzyıl Kapitalizmine Geri Dönüş”. [04]

DEVLETİN ÖTESİNDE SİYASET

Philip McMichael, piyasa akımlarının “Yeni Dünya Düzeni”nin hakim gerçekliği haline geldiğini belirtiyor. Ulus-devletler sermayenin küresel devrelerinin sürdürülmesine tabi hale gelirken, finansal sermaye dünya ekonomisinin düzenleyici ilkesi haline geliyor. Benzer şekilde, O Tuathail ve Luke, eski istikrarlı bölgesel [territorial] oluşumların (ulus-devlet, ideolojik bloklar, ve pazarlar) kaos içerisine düşerken, istikrarsız bölgesel akımların (haberleşme, ve kültürel kodlar) “ahenkli bağıntılar”a doğru evrildiği, Soğuk Savaş düzeni sonrasını damgalayan bölgeselleşme ve yeniden bölgeselleşme dinamiklerine değiniyorlar. McMichael, yeni oluşan akım yönetiminin, popüler yönetimi yeniden tesis etmeyi amaçlayan (ve önceki protestoların koşullarını reddebilecek ve sermaye devreleri için bazı belirsizlikler yaratabilecek) geleneksel olmayan karşı-hareketler ortaya çıkardığı sonucuna varıyor. Böylece, caddelerde çılgınca koşan anarşistleri görüyoruz. O Tuathail ve Luke’ın geçen yüzyılın sonunda oldukça özlü bir şekilde ifade ettikleri üzere: “Artık 1990’lardayız ve herşey değişiyor” (381).

Evet, ama belki de herşey değil. Olağan [conventional] toplumsal hareket analizleri, bu tür olağandışı direniş ifadelerinin ortaya çıkışını küçümsemeye devam ediyor. Böylesi canlı tezahürler toplumsal hareketler yazınında görünmez oluyor. Analizler, ya devlete erişime imkan tanıyan örgütsel yapı ve kaynaklar üzerine yapılan, veyahut da aktivistlerin kabul etmeyeceği veya iddiaları popülerleştirecek (sivil itaatsizlik dahil olmak üzere) sivil eylemler üzerine yapılan, daha ziyade miyop meşguliyetlerle sınırlı kalıyor. Ortaya çıkmakta olan hareketlere değinildiğinde ise, bu kategoriler aynen, ancak bu sefer küresel bir ölçekte kopyalanıyor. Bu nedenle, ulusötesi karar-alıcı organlara erişmeye çalışılması üstüne odaklanan, “ulusötesi toplumsal hareket örgütlenmeleri” [05] veya “küresel sivil toplum” [06] hakkındaki yazının bolluğu ile karşı karşıya kalıyoruz. Her iki durumda da, analizler “tek tek meseleler”e ilişkin olarak kavramsallaştırılan belli hareketlerle sınırlı kalıyor, veya halihazırda mevcut olan, devlet aracılığıyla sivil düzeltme talepleriyle kısıtlı kalıyor. Bu yaklaşımlar, “Yeni Dünya Düzen(sizliğ)i”nden ortaya çıkan kimlik ve topluluğu yeniden eklemlemeye yönelik daha açık çapraşık girişimlere yanıt vermenin çok uzağında kalıyor. Olağan kuramsallaştırmanın dışında bırakılan hareketler, otoriter, hiyerarşik ve kaçınılmaz bir şekilde soykırımsal (veya “eko-kırımsal”) olarak gördükleri dünya düzeninin, bunun yenisinin ve başka bir türlüsünün parçası olmak istemeyen [hareketlerdir]. Ne istiyorlar? Nasıl harekete geçiyorlar?

Kuramcılar açısından sorunun bir kısmı, toplumsal hareketleri anlamak üzere genellikle kullanılan sivil toplum, yurttaşlık ve sivil itaatsizlik metaforlarına yaygın bir şekilde –farkında olmadan olsa bile– bağlı olmalarrıdır. Olağan kimlik, topluluk ve siyaset kuramları siyasi aktörleri belirli kurumlar veya uygulamalar içerisine dahil etmeye uğraşır. Bunlardan en önde geleni, öznenin egemen ulus-devletle ilişkisi üzerine kurulmuş olan “yurttaş” kimliğidir. Richard Falk’ın dikkat çektiği üzere, modern yurttaş fikri, egemen bölgesel devletlerle ilgili olarak bireylerin ortaya çıkmasıyla bağlantılıdır. Böylesi (bölünmez ve sabit) kimlik kavramları, kimliğin (veya egemenliğin) çoklu veya katmanlı nosyonlarını reddeder. Coğrafyacı Simon Dalby’nin belirttiği üzere, bölgeselliğin [territoriality] dili, birleştirici kimliği ve mekansal çevrelemesiyle [enclosure, bir şeyin içine hapsetme] birlikte, siyaset açısından güçlü ontolojik [varlıkbilimsel] kategorileştirmeler sağlamıştır. Anlamlı bir şekilde, “bölgesel devlet, hem fiziksel hem de sembolik olarak yurttaşı içermek açısından hakim çerçeve olmaya devam etmektedir” (Shapiro 80).

John Ruggie, anaakım siyasi kuramsallaştırmanın, devlete karşı meydan okumaları yalnızca devletin yeniden üretimini akla getirecek şekillerde kavramsallaştırması eğilimini tespit etmektedir. Bu kategorileştirme, toplumsal hareket kuramları içerisinde, hareket aktivitelerinin bölgesi nosyonunun ortaya çıkarmıştır. Bu zeminin bir kısmı devlet-merkezli siyaset yoluyla “meşru” veya “izin verilen” araçlara, “sivil siyaset”e ayrıcalıklılık kazandırmaktadır. Warren Magnusson’a göre, “yaratıcı popüler aktivite” olarak siyaset, “siyasi topluluğun devlet olarak ve siyasi kuramın devlet kuramı olarak somutlaştırılması”yla muğlaklaştırılmıştır (55). Böylesi bir düşünce şekli son zamanlarda yaşanan dönüşümlerin önemini kavrayamaz. Güdüleri devlet reformları kazanmak veya devlet erkine erişmek olmayan “kaba” hareketler küçümsenir, karalanır veya reddedilir:

“Dahası, ekonomik küreselleşmenin bozuk yönlerine karşı ilerici direniş biçimleri bağlamında, bireyleri sınırların ötesinde birbirine bağlayan, geleneksel bölgesel temelli yurttaşlığı ve onun merkezi gerçekliği olan devletle sembiyotik [ortak yaşamsal] ilişkisini zayıflatan güçlü eğilimler bulunmaktadır.” (Falk 7)

Son zamanlardaki post-yapısalcı kuramsallaştırma, siyasetin “özcü” [essentialist] nosyonlarının (kimlik veya siyaset) ve siyasi faaliyet için ayrıcalıklı mekanların (Devlet) ötesine geçmeye çalışmıştır. Bu, son zamanlardaki “küresel yurttaşlık”, “göçebe yurttaşlık”, “internet yurttaşlığı” [netizen] ve benzeri nosyonlarda yansımasını bulmuştur. Peter Taylor, “bir kap [container] olarak devlet” metoforunun ötesine geçmemiz gerektiğini, çünkü bunun devletlerin, ulusların ve bölgelerin çeşitliliğini, ve onların karşılıklı ilişkilerini göz ardı ettiğini belirtmektedir. Benzer şekilde, Michael Shapiro, “siyasi mekanın devlet-odaklı modelinin kimlik-sabitleyici etkisine karşı direnen yeni bir siyaset anlayışı”nı teşvik eder (72). Bu, tabii ki, istikrarlı, sabit, bağıntısız, “öz” kimlikler sunan çeşitli “kap olarak kimlik” metaforlarını yeniden düşünmemiz gerektiğini ima etmektedir.

ESKİSİNİN KABUĞU İÇERİSİNDEKİ YENİ DÜNYA

Tarihsel olarak anarşistler, insanların gönüllü olarak katılacakları, zorlayıcı, hiyerarşik ve otoriter ilişkilerden arınmış, hükümetsiz veya Devletsiz bir toplum yaratılmasını amaçlarlar. Anarşistler, dayatılmış otoritelerden özgür olmaya vurgu yaparlarlar. Onlar, “zorunlu bir yasal düzen planını korumayı amaçlayan özel bir organ olarak Devlet”e (Marshall 12) karşı çıkan, otonom [özerk], kendinden örgütlü ve gönüllü federasyona dayanan bir toplum tasavvur ederler. Çağdaş anarşistler, çabalarını, alternatif toplumsal düzenlemeler ve örgütlenmeler geliştirilmesi yoluyla günlük yaşamı dönüştürmek üzerine yoğunlaştırmıştırlar. Yani, onlar seçkin-inisiyatifli reformları veya geleceğin “post-devrimci” ütopyaları beklemeye razı değildirler. Eğer toplumsal ve bireysel özgürlükler genişletilecekse, bu işe başlamanın zamanı bugündür.

Fikirlerini hayata geçirmek için anarşistler işleyen örnekler yaratırlar. Devrimci sendikacılar olan Dünya Endüstri İşçileri’nin [Industrial Workers of the World, Wobblies, IWW] bir deyişini ödünç alacak olursak, anarşistler “eskisinin kabuğu içerisinde yeni dünyanın yapısını şekillendirmek”tedirler [07]. Popüler olarak “KBY” (Kendi-Başına-Yap) [Do-It-Yourself, DIY] olarak anılan bu canlı pratikler, çağdaş anarşistlerin rızalarını geri çektikleri ve “diğer ilişkileri daraltmaya” başladıkları araçlardır. KBY, neo-liberalizmin normatif siyasi ve kültürel nutuklarına karşı, motive edici ilkeleri olarak otonomi ve kendinden örgütlenme nosyonlarına dayanan karşı-kuvvetleri harekete geçirir. Anarşistler, erişimle (örn. milliyetçilik) ile ilgili olmayan, girişin şartlarının reddedilmesiyle ilgili olan otonom mekanlar yaratırlar.

“Kendi-Başına-Yap” etosunun [ethos, bir topluluğun belirleyici özelliği] anarşizmle uzun ve zengin bir birlikteliği vardır. Bu, anarşist Pierre-Joseph Proudhon’un Halk Bankası ve –YDTS (Yerel Değişim ve Ticaret Sistemleri) [Local Exchange and Trade Systems, LETS] biçiminde yeniden ortaya çıkan– yerel paralar [08] nosyonlarına kadar geri götürülebilir. Kuzey Amerika’da Benjamin Tucker’ınkiler gibi ondokuzuncu-yüzyıl anarşist komünleri, bugünün A-bölgelerinde [zone] ve işgal [squat] topluluklarında yankılanmaktadır. Son dönemde, Durumcular (Paris’deki 1968 isyanının esin kaynağı olan heterodoks Marksistler), Kabotajcılar (Kabouters, Hollanda’daki karşı-kültür kent aktivistleri) [09] ve Britanya punk hareketi, yabancılaştırıcı tüketim pratiklerinin, çalışmanın otoritesi ve kontrolünün üstesinden gelmek amacıyla KBY aktivitelerini cesaretlendirmektedirler. Punklar, müzik endüstrisinin dışında kayıt yapmak ve bunları dağıtmak için KBY’a yöneldiler.

Güncel KBY’ın ön sırasında “Otonom Bölgeler”, veya kısacası “A-Bölgeler” bulunmaktadır. A-Bölgeler, sıklıkla ihtiyacı olanlara yemek, giysi ve barınak sağlayan, anarşist ilkelere dayanan topluluk merkezleridir. Her zaman olmasa da bazen işgal edilmiş yerler olan A-Bölgeler, anti-otoriter tarihçe ve gelenekleri incelemek ve öğrenmek amacıyla kullanılan toplanma mekanlarıdır. Kendi kendini yetiştirme [self-education, özöğrenim] amarşist siyasetin önemli bir yönüdür. A-Bölgeler yeniden beceri kazanma, KBY ve katılımcı demokrasinin alanları olarak önemlidirler; önemlidirler, çünkü öğrenme sürecini ve özbelirlenimli topluluklar için gerekli olan bağımsızlığı teşvik ederler.

İlginç bir anarşist topluluk merkezi örneği, Nisan 1999’da Toronto’daki çoklu-etnisiteye sahip Kensington Market semtinde başlatılan bir proje olan Anarşist Özgür Mekan’dır (AÖM) [Anarchist Free Space, AFS]. Özgür Mekan, kıdemli anarşistler, acemiler ve keza anarşist olmayanlar için, yeni, anti-otoriter toplumsal ilişkiler yaratmak için olasılıkları, zorlukları ve stratejileri tartışmak için bir buluşma yeri sağlamıştır. Bunun ana yolu, farklı konularda çeşitli sınıflar sunan azimli Free School [Özgür Okul] olmuştur. Açıklık arzusunu yansıtan dersler arasında “20’lerin ve 30’ların Aşk Şarkıları”, “Sokak Sanatı”, “Kadına Karşı Şiddeti Anlamak” ve “Alternatif Ekonomi” bulunmaktadır. Yoga sınıfında ve shiatsu atölyesinde yalnızca zihinsel değil bedensel bakımla da uğraşılmaktadır. En başarılı olan ve uzun süreden beridir devam etmekte olan dersler “Anarşizme Giriş” ve “Sınıf Mücadelesi, Anarşizm, Sendikalizm ve Liberter Sosyalizm” dersleridir [10]. Ders takviminin ön sayfasındaki açıklamada projenin açıklığı şöyle ifade edilmektedir:

“Eğitim siyasi bir faaliyettir. Kendimiz ve etrafımızdaki dünya hakkında bilgimizi derinleştirerek; önyargıdan arınmış, eşitlikçi, hiyerarşik olmayan bir ortamda becerilerimizi paylaşarak ve deneyimlerimizi aktararak, güçsüzleştirici alışkanlıklara meydan okuyor ve kapitalist toplumun eşitsizlikleri karşısındaki alternatifler hakkında bilincimizi arttırıyoruz. Anarşist Özgür Okul, kendisini, anarşist ilkeleri yaşamın her alanına uygulamak suretiyle toplumsal değişim üzerinde etkide bulunmaya adamış bir karşı-topluluktur. Bu Mekan, topluluğun serbestçe biraraya gelmesi ve bu alternatifleri keşfetmesi için bir fırsat sunmaktadır. Anarşist Özgür Mekan, Mekan’ı kullanmak isteyen tüm başvuru sahiplerine açıktır.”

AÖM keza Toronto’daki aktivist gruplar için mekan sağlamaktadır. Irkçılık Karşıtı Eylem (IKE) [Anti-Racist Action, ARA] ve Toronto Video Aktivistleri Kolektifi [Toronto Video Activist Collective, TVAC] toplantılar ve video gösterimleri için mekanı kullanmaktadır. Tutuklular için Kitap programı başlatılmış ve oldukça başarılı olmuştur. Kısa bir süre önce Özgür Mekan’dan hem kadın hem de erkek hapishanelerinin sakinlerine ilk teslimatlar yapılmıştır. Şehirdeki aktivist gruplarla diğer bağlantılar da yapılmıştır. Ontario Yoksulluk Karşıtı İnisiyatifi (OYKİ) [Ontario Initiative Against Poverty, OIAP] her Cumartesi filmlerini mekanda göstermek üzere davet edilmiş, başarılı birçok büyük “sahneleme” gerçekleştirilmiştir. Mekanın birçok katılımcısı, tam bir polis ayaklanmasıyla sonuçlanan OYKİ tarafından başlatılan 15 Haziran Queen’s Park protestosuna katılmıştır. AÖM üyeleri yine, Pazar alanını değerlendirme girişimlerinin bir parçası olarak Şehir tarafından taciz edilen evsizleri savunmak için OYKİ ile birlikte çalışmaktadır.
Bu örnekler, kültürel engellerin üzerinden geçen anarşist kaygıları dile getirmektedir. A-Bölgeler katılımcıları, kaynakların ve koşulların el verdiği ölçüde genişletilebilecek olan otonom özgür bölgeler yaratmak amacıyla yaşadıkları semtlerin sakinleriyle bağlantılar oluşturmaya çalışırlar. Bu diaspora niteliğindeki topluluklar arasındaki iletişim kısmen yeni teknolojik gelişmelerle (örn. fotokopi, video kameralar, internet ve mikro-vericiler) mümkün hale gelmiştir [11]. Anarşistler, teknolojinin etkileri hakkında oldukça kuşkulu olmakla beraber –sınıfsal dışlayıcılığı ve toplumsal denetiim aracı olarak kullanılma olasılığı–, bu teknolojik ürünleri aktif direniş araçları olarak kullanmakta oldukça becerikli hale gelmişlerdir.

Anarşi, internet üzerinde yoğun bir varlık alanı geliştirmiştir. Internet üzerindeki en önemli anarşist gruplardan birisi TAO İletişim’dir[TAO]. TAO, 1990’lardan beridir, kaynak kodlarını açarak, böylece de insanların kendi web sitelerini ve posta listelerini oluşturmalarına imkan tanıyarak, çalışanların sahipliğinde ve işletiminde olan bir erişimi güvenceye alarak, ve kara değil karşılıklı yardımlaşmaya dayanan bir enternasyonalist ağı büyüterek internetin şirketlerce kuşatılmasına karşı mücadele etmektedir. Öğrenci, emek, ve çevre grupları için sekreterler ve kodlayıcılar olarak, vurgu “sanal” gerçeklik denilene değil, toplumsal mücadeleye, sokaklardaki bedenlere yapılmaktadır. Seyyah örgütleyiciler internetin önemini azaltmakta, ve bunun yerine üretim araçlarının mülkiyeti, toplumsal ilişkiler, ve diğer maddi koşullar hakkında konuşmaktadırlar. TAO, yalnızca aktivistlere açık olan elektronik posta hesapları, web sayfaları, ve posta listeleri barındırmaktadır.

TAO yine beş ülkedeki yorulmak bilmeyen aktivist gruplarca üretilen, günlük, çok dilde uluslararası anarşist haber servisi olan A-infos’un sürdürülmesine yardım etmektedir. A-infos, TAO matrisi içinde kendi sunucusunu kullanmakta, birden çok listesi ve günlük dağıtımıyle 12 değişik dildeki 1200 abonesine anarşistler “tarafından”, anarşistler “için” ve anarşistlerle “ilgili” hazırlanan haberleri dağıtmaktadır –yoğun bir günlük trafiği, ve keza dünya geenelinde basılı yayın ve radyo programı bulunmaktadır.

TAO tarafından desteklenen diğer projeler arasında şunlar bulunmaktadır: Öğrenci Aktivist Ağı, Doğrudan Eylem Medya Ağı (Indymedia kümesinin feshedilmiş önceli), ve PIRG.CA [Kamu Çıkarı Araştırma Grubu-Kanada (Public Interest Research Group-Canada)]. En son dayanışma projeleri arasında Ontario Yoksulluk Karşıtı Koalisyonu, Esgenoopetitj (koloni dönemi ismi: Yanmış Kilise) İlk Uluslar, CUPE 3903 (York Üniversitesi’nde grev kazanan işçiler) [Canadian Union of Public Employees, Kanada Kamu Çalışanları Sendikası], ve Bush’un savaşlarına karşı çıkan sayısız diğer grup. TAO şu anda en az 8 [posta] kutusu işletmekte, 500’den fazla listeyi ve yüzlerce web sayfasını kendi başlarına yöneten örgüt ve bireylerden oluşan binlerce üyesinin gereksinimlerini karşılamaktadır. Reklam veya mekan kotaları olmaksızın temel hizmetleri sağlamasının yanısıra, örgütlü TAO çalışanları web-tabanlı elektronik postaya güvenli erişim, Internet sohbetleri ve veri tabanları sunabilmektedir.

Bu çeşitli uygulamalar, ulusötesi, sınırlar-ötesi ve hareketler-ötesi karmaşık ağların bir parçasıdır. [12] Bunlar bizi hareket olarak, harekete karşı yazmaya teşvik etmektedir. Hareket süreçleri, Devlet’in dışında ve yanıbaşındaki (ulusötesi ve sınırlar-ötesi) karmaşık ağları içermektedir. Bu gibi yaratıcı pratiklerin yayılması yoluyla, katılımcılar faaliyetlerinin sınırlarını çizmeye ve kapitalist toplumsal ilişkilere yönelik eleştirilerini kısıtlamaya çalışan çabaları engel olmaya çalışırlar. [13] Anarşist otonomi, uzlaşmanın hüküm sürmesine karşı bir çatlama anı meydana getirir. Anarşist eylemler siyasetin sınırlarının parçalanmasını ve yeniden çizilmesini öne çıkarır. Bu eylemler, aktivistlerin pek az maddi kuvvete sahip olduğu bir bağlam içerisinde karşı-eklemlemeler [articulation] olarak düşünülmelidir.

Terk edilmiş veya yoksullaşmış şehir-içi alanlardaki otonom hareketler, “yeni dünya düzeni” tarafından dışlanan veya konu dışı [irrelevant, önemsiz] kılınan bireyleri, toplumsal grupları ve bölgeleri kapsayan hareketlerdirler. Bu onları, üyeleri henüz konu dışı kılınmamış (ve bu nedenle de hala pazarlık edecek bir şeyleri olan) üyelerinin katılımını arttırmayı amaçlayan kurumsal küresel toplumsal hareketlerden bir şekilde ayırır. Her halükarda, küresel bir organdan “hakim paradigmanın yıkılması” veya “arzuların kurtuluşu” nasıl talep edilebilir ki?

ANARŞİ DÜZENDİR

“Anarşi” kelimesi eski bir Yunanca kelime olan “anarchos”dan gelir, ve “yöneticisiz” demektir. [14] Yöneticiler, bekleneceği üzere, yönetimin [rule] sona ermesinin kaçınılmaz olarak bir kaosa ve karmaşaya düşmek olduğunu iddia ederken, anarşistlerse yönetimin düzenin sağlanması için gerekli olmadığını savunurlar. Hükümetsiz bir toplum, Hobbes’in herkese karşı herkesin savaşına dönüşmez, anarşistlere göre yaratıcı ve barışçıl insani ilişkileri mümkün kılar. Proudhon, anarşist duruşu ünlü sloganında açık bir şekilde özetlemiştir: “Anarşi Düzendir” [15].

Toplumsal felsefesini “anarşist” olarak ilk ifade eden kişi olan Pierre-Joseph Proudhon, genel olarak inanıldığı üzere kötülük ile suçun toplumsal çatışma ve yoksulluğun sebebi olmadığını, tam tersine bunların toplumsal çatışma ve yoksulluğun birer sonucu olduklarını söylemiştir. Devlet düzeninin “suni, çelişkili ve etkisiz” olduğunu, bu nedenle de “baskı, yoksulluk ve suç”u yarattığını düşünmüştür (53). Ona göre, toplulukların Devletler altında oluşturulması tamamen anormaldir. Dahası, “kamusal ve uluslararası hukuk, her çeşitten temsili hükümetle birlikte, yine yanlış olmak zorundadır, çünkü bunlar mülkiyetin bireysel sahipliği ilkesine dayanmaktadırlar” (54). Proudhon’a göre, hukuk bilimi “kodlanmış mantıkları” temsil etmenin çok çok uzağındadır; “hırsızlık, yani mülkiyete yönelik yasal ve resmi ünvanların bir derlemesinden” daha fazla bir şey ifade etmemektedir (54). Otorite, toplumsal ilişkileri oluşturmanın uygun bir temeli olarak hizmet etme kapasitesinden yoksundur. [16] Yurttaş yalnızca mantık tarafından yönetilmelidir, ve yalnızca “değersiz ve kendine saygıdan yoksun kimseler” kendi özgür iradelerinin ötesindeki herhangi bir yönetimi kabul edeceklerdir (94). Proudhon, siyasi kurumlar yerine, emek ve değişimde karşılıkçılık ilkelerine dayanacak ekonomik örgütlenmeleri önermektedir –bu amaca yönelik kooperatifler ve “Halk Bankaları” yoluyla. [17] Toplumun bu şekilde yeniden örgütlenmesinin sonuçları sınırlamanın kısıtlanması, baskıcı yöntemlerin azalması, bireysel ve kolektif çıkarların yakınlaşması olacaktır. Bu Proudhon’un “tam hürriyet hali” veya anarşi dediği şeydir; bu “yasalar”ın emir ve kontrol gerektirmeksizin kendiliğinden işleyeceği yegane bağlamdır. [18]

“Anarşi” kelimesini popüler hale getiren ve çalışmaları anarşist hareketin ilk gelişimi üzerinde etkili olan Michael Bakunin, dağınık yazılarında dışsal yasama ile otoritenin “her ikisinin de toplumu köleleştirme eğiliminde olduğunu” belirtmiştir (240). Ona göre, tüm sivil ve siyasi örgütlenmeler, sistematik bir sömürü olarak yukarıdan aşağıya doğru uygulanan bir şiddet üzerine kurulmuştur. Bu örgütlerden kaynaklanan herhangi bir siyasi yasa, ayrıcalıkların bir ifadesidir. Bakunin, tabi kılınan çoğunlukların çıkarlarının aksine güçlü azınlıklara avantaj sağlayacağına inandığı tüm yasamaları reddeder. Yasalar, dışsal bir irade dayattıkları ölçüde despotik niteliktedir. Bakunin’e göre, siyasi haklar ve “demokratik Devletler” terim olarak pek çirkin çelişkilerdir. “Herkesin yönettiği yerde hiç kimse yönetilmiyordur, ve bu durumda Devlet mevcut değildir. Herkesin eş derecede insan haklarından faydalandığı yerde, tüm siyasi haklar otomatik olarak fesholur” (240). Bakunin örnek ile bilginin otoritesini –“olgunun etkisi”ni– hakkın otoritesinden ayırır. Birincisini duruma bağlı olarak ve gönüllü bir şekilde kabul etmeye hazırken, ikincisini kesinkes reddeder. “Evler, kanallar ve demiryolları söz konusu olduğunda, … kendi sorgulanamaz eleştiri ve kontrol hakkımı daima saklı tutmak kaydıyla, mimar veya mühendisin otoritesine başvururum. … Buna göre, ortada sabit veya kalıcı bir otorite bulunmamakta, aksine karşılıklı, geçici, ve herşeyden öte de gönüllü bir otorite ve tabi olmanın sürekli bir değişimi söz konusudur” (Bakunin 253-254). Resmi bir dayatma olan hakkın otoritesini, zorunlu olarak saçmalığa yol açacak bir “yalancılık ve baskı” olarak adlandırır (Bakunin 241). Proudhon gibi Bakunin de geleceğin toplumsal örgütlenmelerini siyasiden çok ekonomik olarak tasavvur eder. Toplumu, hem kırsal hem de kentsel olan üreticilerin özgür federasyonları etrafında örgütlenmiş bir toplum olarak görür. Herhangi bir koordinasyon çabası gönüllü ve akla dayanır olmalıdır.

Peter Kropotkin tüm yasaları üç ana kategoriye bölmüştü: mülkiyetin korunması, kişilerin korunması ve hükümetin korunması. Kropotkin tüm yasaların ve hükümetlerin ayrıcalıklı sınıfların denetiminde olduğunu, yalnızca onların ayrıcalıklarını korumaya ve genişletmeye hizmet ettiğini görmüştü. Çoğu yasanın emeğe el konulmasını savunmaya veyahut da Devlet’in otoritesini korumaya hizmet ettiğini belirtmişti. Kropotkin, mülkiyetin korunmasından bahsederken, mülkiyet yasalarının üreticilerin emeklerinin ürünleri güvenceye almak için değil, üreticilerin ürünlerinin bir kısmına el koymayı ve bunu üretici olmayanların eline devretmeyi meşrulaştırmak için yapıldığını belirtmişti. Kropotkin’e göre, emeğin (ve onun ürünlerinin) bu şekilde alıkonulması nedeniyle, göze batan bir eşitsizlik ortaya çıkmakta ve “bütün bir yasa deposu, ve bütün bir asker, polis ve yargıçlar ordusu bunu sürdürmek için gerekmektedir” (213). Ayrıca, çoğu yasa, sadece işçileri işverenlerine tabi olma konumunda tutmaya hizmet eder. Diğer yasalar (vergiler, yükümlülükler, bakanlık bölümlerinin, ordu ve polisin örgütlenmesiyle ilgili olanlar) ise, “neredeyse tamamiyle mülk sahibi sınıfların ayrıcalıklarını korumak üzere” düzenlenmiş olan “idari makinanın korunması, tamir edilmesi ve geliştirilmesi”nden başka hiçbir amaca hizmet etmezler (241). “Kişiye karşı işlenen suçlar” söz konusu olduğunda, bunu en önemli kategori olarak görür, çünkü yasanın herhangi bir itibar kazanmasının sebebi burada yatmaktadır, çünkü yasaya ilişkin çoğu önyargı buradan kaynaklanmaktadır. Kropotkin’in yanıtı iki yönlüdür. Birincisi, suçların çoğu mülkiyete karşı suçlardan oluştuğu için, bunun [suçların] yok edilmesi bizzat mülkiyetin ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır. İkincisi, cezalandırma suçu azaltmamaktadır. Bu düşünceleri onu yasanın faydasız olduğu, aslında zararlı olduğu sonucuna götürdü –itaat yoluyla “aklın ahlaki bozukluğu”na neden olması, gaddarlık yoluyla da “şeytani tutkular”ı canlandırması. Cezalandırma suçu azaltmadığı için, Kropotkin hapishanelerin ortadan kaldırılması çağrısında da bulundu. Ona göre elimizdeki en iyi yanıt sempati idi.

Yirminci yüzyıl anarşistleri Devlet/toplum ilişkilerine dair bu okumaları daha ayrıntılı olacak şekilde geliştirdiler. Çağdaş anarşist analizler arasındaki en önemlilerinden birisi, Foucault’dan yarım yüzyıl önce de-merkezi ve durumsal olarak yasalaştırılmış [enacted, canlandırılmış] bir iktidar anlayışı sunan Gustav Landauer’in çalışması olmuştur. Landauer, Devlet’i toplumla ilgisi olmayan sabit bir dışsal varlık olarak değil, toplumun geneline yayılmış, insanlar arası belli ilişkiler olarak kavramsallaştırmıştır.

“Devlet, bir koşuldur, insanoğulları arasındaki belli bir ilişkidir, onlar arasındaki bir davranış tarzıdır; biz onu diğer ilişkileri daraltarak, birbirimize farklı davranarak tahrip edebiliriz. … Bizler devletiz, ve gerçek bir erkek (sic) topluluğu ve toplumu oluşturacak kurumları yaratana kadar da devlet olmaya devam edeceğiz.” [19]

Yakın zamandaki çalışmasında Murray Bookchin Devlet’ten bir kurumlar toplaması olarak değil de “yavaş yavaş öğretilmiş bir zihniyet” olarak söz eder. 20nci yüzyılın liberal demokrasilerinde iktidar daha az kaba kuvvet sergilenmesi yoluyla, ve daha çok La Boetie’nin “gönüllü hizmetkarlık” dediğinin beslenmesi yoluyla icra edilmektedir. Yönetimin çağdaş pratikleri, Bookchin’in Devlet’i, “siyasi ve toplumsal kurumların, baskıcı ve bölüştürücü işlevlerin, fazlasıyla cezalandırıcı ve düzenleyici düzenlemelerin, ve en nihayetinde de sınıf ve idari gereklerinin bir melezlemesi” [20] olarak nitelendirmesine yol açmıştır.
Sigara içmekten göğüslerin açıkça sergilenmesine kadar her şeyi yöneten yasa ve düzenlemelerin bolluğu içerisinde, Devletle toplumu birbirinden ayıran çizgi tamamen ortadan kalkmamışsa bile kesinlikle muğlaklaşmıştır. Yasalar ve yasal gözetim [suveillance, gizlice izleme] insani davranışların giderek genişleyen bir alanını kapsadıkça, herkes şüpheli, devlet otoritesinin yargısına tabi hale gelmektedir. Anarşistler, yüzyıllardır verilen toplumsal mücadeleler sonucu Devlet’ten elde edilen kazanımlara karşı saygılı olmakla, ve bu kazanımların tek taraflı olarak ve umarsızca ortadan kaldırılmasını istememekle beraber, Refah Devleti’nin kucaklanmasında Sosyal Demokratları takip etmeyi de arzulamamaktadırlar. Anarşistlere göre, Refah Devleti’nin düzenleyici ve denetleyici mekanizmaları özellikle uysal ve bağımlı kullar yaratılmasına hizmet etmektedir. Sosyal hizmetler ve kamu eğitimi gibi kurumlar aracılığıyla otoriteler bedenler üzerindeki kontrollerini zihinler üzerindeki etkiye doğru genişletmektedirler. Ahlaki düzenlemeler baskıyı ve konformizmi beslemenin kurnaz yollarıdırlar. “Gönüllü birlikleri ve karşılıklı yardımlaşma pratiğini zayıflatarak, {Refah Devleti} toplumu sosyal hizmet çalışanları ve polislerle desteklenen bir yalnızlar kalabalığına dönüştürür” (Marshall 24)

Savunucuları Devlet’in süren varlığını meşrulaştırmak için onun koruyucu işlevlerine başvururken, anarşistler, –düzenlemelerin, polisin ve hapishanelerin hızla çoğalmasında örneklenen– Devlet’in baskıcı karakterinin sağladığı korumanın çok çok ötesine geçtiğini belirtirler. Üstelik, Devletler pratikte, toplumun tüm üyelerine eşit koruma sağlayamamakta, tipik olarak daha ayrıcalıklı üyelerin çıkarlarını daha az talihli olanların aleyhine korumaktadır. Ağırlıklı olarak mülkiyetin korunmasını vurgulayan yasalar, fahiş harçlar ve dışlayıcı giriş koşullarına sahip olan hukuk okullarınca korunan hukuk bilgisinin sınırlı ve seçkinci karakteri, ve “kanun ve intizam”ın uygulanmasındaki ırkçı tonlar, Devlet’in “adalet”inin adaletsizlikleri hakkında anarşistlere yeterince kanıt sunmaktadır. Anarşistlere göre, Devlet, engin ve karmaşık hukuk, hapishaneler, mahkemeler ve ordular düzenlemesiyle, eşitsizliğe karşı toplumsal adaletin savunucusu değil, adalet ve baskının asli sebebi olarak durmaktadır.

Bunun yanısıra –ve bu anarşistlere özgü bir eleştiridir– Devlet pratikleri, daha az güçlü olana karşı bir sapmaya sahip olmasa bile, topluluklar içerisindeki toplumsal ilişkilerin aslında altını oyar. Bu, insani faaliyetlerin giderek genişleyen alanı içerisinde Devlet ağlarının karşılıklı yardımlaşma ağlarının yerini almasıyla gerçekleşir. Bu, anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması ve toplumsal ihtiyaçların karşılanması için Devlet’in dışsal pratiklerinin giderek yegane meşru mekanizmalar olarak görülmesi nedeniyle ilişkilerde özbelirlenimden çok bağımlılığa yol açar. Anarşistlere göre, Devlet’in kurumları aracılığıyla idare edilen “hukuk düzeni” [rule of law, hukuğun üstünlüğü ilkesi] özgürlüğün güvencesi değildir; aksine, giderek daha fazla insanı kendi [çizdiği] sınırların içerisine hapsederken, insani etkileşimin, yaratıcılığın ve topluluğun alternatif buluşma yerlerini kapatan, özgürlüğün düşmanıdır.

Üstelik, Devlet kaynakların yeniden dağıtımı için etkin bir mekanizma bile değildir. Gerçekte, Devlet, kaynakları ihtiyacı olanlardan kendisine doğru yönlendirir. “Devlet’e vergi ödemek yerine –ki ardından kimin ihtiyacı olacağına o karar verecektir, anarşistler topluluk örgütlenmelerine katılarak veya gönüllü olarak verme faaliyetleriyle dezavantajlı olanlara doğrudan yardım etmeyi tercih ederler” (Marshall 24). Anarşistler, Devlet’in sosyal hizmet ve refah işlevlerinin etkilenen insanların dahil olduğu ve onların ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren gönüllü karşılıklı yardımlaşma birlikleriyle daha iyi yerine getireleceğini savunurlar. Yüze yüze seviyesindeki karşılıklı yardımlaşma, kurumsallaşmış programlar veya hayırseverliğe tercih edilir.

Bir kere daha çağdaş anarşistler, anarşizmi yeni, bilinmeyene doğru bir adım, veya bugünden kopma demek olan bir devrimci kurulum olarak değerlendirmeyen Landauer’i takip ederler. Landauer, anarşizmi, “her ne kadar gömülü ve işlevsiz bir halde bekler olsa da devletin hemen yanıbaşında bulunan, daima mevcut bir edimselleşme [actualisation, gerçekleşim] ve yeniden oluşum” olarak değerlendirir. [21] Benzer şekilde, Paul Goodman, “özgür bir toplum, eski düzenin yerine “yeni bir düzen”in ikame edilmesi olamaz; bu, özgür eylem alanlarının toplumsal yaşamın çoğunluğunu oluşturuncaya kadar yayılmasıdır” demektedir. [22] Çağdaş anarşistler, bu anlayıştan yola çıkarak, günlük yaşamın şimdi ve buradasında otoriter olmayan, hiyerarşik olmayan ilişkiler geliştirmeyi amaçlarlar.

Anarşistler, otonom gruplaşma ağları sayesinde, Devletler’e olanlar dışındaki bağlılıkları beslerler. Anarşizm, “Devletin meşruiyetinin günden güne inkarları” yoluyla, mecburen ve tercih edilir olduğu üzere, ebediyen “devlet ve yasal otoritenin altında ve ona karşı akan gizli bir direniş tarihi” (Ferrell 149) olarak var olur. Basitçe ifade edilirse, Colin Wards şöyle demektedir,

“terör tarafından dayatılan bir düzen vardır, bürokrasinin koridordaki polisiyle dayattığı bir düzen vardır, ve bizlerin kendi kaderimizi şekillendirme yetisine sahip toplu yaşayan hayvanlar olmamız olgusundan kendiliğinden ortaya çıkan bir düzen vardır. İlk ikisi olmadığında, düzenin kesinlikle daha insanisi ve daha insancası olanı olarak üçüncüsü ortaya çıkma şansına sahip olur. Hürriyet, Proudhon’un dediği üzere, düzenin kızı değil, annesidir.” (37)

Anarşizmin düşmanları bu iddiaya anarşizmin naif bir “insan doğası” görüşüne yaslandığı tipik iddiasıyla yanıt verirler. Bu gibi eleştirilere karşı en iyi yanıt, insan doğası meselesine ilişkin anarşist görüşlerin çeşitliğine işaret edilerek verilebilir. Max Stirner’in kendi çıkarını gözeten “egoisti” ile Kropotkin’in karşılıklı yardımlaşmanın özgeci [altrustic, fedakar] destekçisi arasındaki ortaklık nedir? Aslında, anarşistlerin “birey” ve onun “topluluk” ile olan ilişkilerine ilişkin görüşlerinin çeşitliliği, anarşizmin devasa eşitsizliklere [odds] karşın ayakta kalmasını sağlayan yaratıcılığının, çoğulculuğa saygısının bir tanığı olarak desteklenebilir. Anarşistler basitçe insanların kendilerini ve kendilerini içinde buldukları koşulları değiştirme kapasitesine vurgu yaparlar. Çoğu anarşist yine bunun, ne kadar kaba ve toplumsal ilişkilerin dışında olurlarsa olsunlar bireyler tarafından gerçekleştirilemeyecek, kolektif bir proje olduğunu belirtir. “Bu nedenle, amaç hükümet ve Devlet safrasını atarak bir ‘öz kendi’ yaratmak değil, diğerleriyle yaratıcı ve gönüllü ilişkiler içerisinde olarak kendini geliştirmektir” (Marshall 642-643). Özgürce girilen, toleransa, karşılıklı yardımlaşmaya ve sempatiye dayanan toplumsal ilişkilerin ihtilafların ortaya çıkmasını azaltacağı, ve ortaya çıktığı yerlerde de yardım çözümünün [aid resolution] [sorunu halledeceği] beklenmektedir. Burada hiçbir garanti yoktur; vurgu daima potansiyel olana yapılmaktadır.

SONUÇ

Anarşistlerin tasavvur ettikleri otoriter olmayan, hiyerarşik olmayan ve çoğulcu toplulukların, güç, otorite ve Devlet hakkındaki eleştirel düşünceye sunacak pek çok şeyi vardır. Ferrell’in belirttiği üzere, anarşizm, “yasanın dışında durarak” ve “yasal otoriteyi, onun toplumsal ve kültürel yaşam üzerindeki tahripkar etkilerini inkar etmek” suretiyle, “insani ilişkilerin ve insani farklılıkların önemli olduğunu –her halükarda, düzenleme ve yasanın abartılı otoritesinden daha önemli olduğunu– bize hatırlatmaya” hizmet eder (153). Anarşizm, işlerin olduğu şekilden daha farklı bir şekilde olabileceğini asla unutmamızı temin eder. Kökleşmiş varsayımları sorgulamak ve alışkanlık haline gelmiş pratikleri tekrar düşünmek için bizi cesaretlendirir. Anarşizm, “mevcut toplumun mantıklı bir eleştirisini, ve idealini hem bugün hem de gelecekte gerçekleştirmek için tutarlı bir strateji alanı sunar” (Marshall 662). Anarşistler, “demokrasi”yi reddetmekten ziyade, (iş yerleri, okullar, aile ve cinsellik dahil olmak üzere) yaşamın tüm alanlarına nüfuz eden bir katılımcı demokrasi görüşü sunarlar. Çağdaş anarşistler, Hakim Bey’in Geçici Otonom Bölgeler’inin ruhuna uygun bir şekilde, Devletlerin ve yasal otoritenin katı olarak haritalandırılmış bölgeleri içerisine hapsedilmeyi redden “özgür” mekanlar, alanlar ve pratiklerin hızla çoğaltılması çağrısında bulunuyorlar. Bu “otonom” [23] düşünce ve eylem alanları, Devletler’in zamansal ve mekansal sınırlamaları karşısında kapsamlılık, açıklık, ve akışkanlığa vurgu yapıyor.

Çağdaş anarşistler yine çoğunlukçu görüşün baskıcı ilişkileri besleme tehlikesinin fazlasıyla farkındadırlar. Aslında, çağdaş anarşizm, kısmen, arzuları piyasa devrelerinin izin verilen alanıyla sınırlayan tüketim kapitalizminin anlamsız konformizmine karşı bir tepkidir. Anarşistler, yaratıcı bir yanıt olarak, yaşamda denemeyi cesaretlendiren ve sansürü aşağılayan toplumsal ilişkilerdeki çoğulculuğu ve çeşitliliği savunurlar. Otorite ve güç sorununa verilebilecek tek bir “doğru” yanıtın olabilirliğine inanmayarak, anarşistler insanları karşı karşıya oldukları belirli koşulların göz önüne alınması suretiyle çoklu alternatifler geliştirmeye teşvik ederler. Bu nedenle, bugünün anarşistleri kolaj, veganizm, “gürültü müziği”, çoklu-cinsellik ve “elektronik sivil itaatsizlik” yoluyla “arzularını silahlanan” [24] punklar, hayvan hakları aktivistleri, toplumsal ekolojistler ve neo-ilkelciler gibi çeşitli şekillerde tanımlarlar. Her zaman olduğu üzere, anarşistler, kapitalist olduğu kadar sosyalist otoriter toplumsal örgütlenme biçimlerine karşı alternatifler sağlarlar.

Castells, Yazawa ve Kiselyova’yı takip ederek, otonomi hareketlerinin, şu anda küresel yönetim süreçleriyle ilgili olan toplumsal dışlama ve kültürel yabancılaşma süreçlerine karşı küresel düzene meydan okumak ve karşı-kurumlar geliştirmek suretiyle yanıt verdiği söylenebilir. Katılımcıların küresel zorlamaların mantığının anlamsız kılacağı belirli deneyim tarzları sayesinde [bu mantığa] karşı bir anlam yaratacakları, kültürel anlamı (yeniden) inşa etmeye yönelik girişimler yapılmıştır. Radikal toplumsal hareketin müttefikleri, çoğunlukla ortaya çıkmakta olan küresel ilişkilerin normatif kültürel ve siyasi kodlarını dönüştürmekle meşguldürler. Yeni anarşist hareket ise, “düşman”ı ortak değerlerin eklemlenmesi ve kimliklerin ironik bir şekilde inşası yoluyla karşılamaktadırlar.

Anarşi, siyasetin halihazırdaki oluşturulmuş şeklinin yeniden kavramsallaştırılmasını teşvik eder. Protesto, “sivil itaatsizlik” veya devlet gibi bilindik kapların herhangi birisi tarafından içerilerek sınırlanmayı reddeden bir siyasetin pırıltılarını sunar. Böylece, bugünkü anlamı bağlamında egemenliğe daha da fazla meydan okuyabilir. Bu gibi gösterimler [manifestation, kendini gösterme, ifade etme şekli], ister devlet, ister sınıf veya isterse kimlikle ilgili olan herhangi toptancı bir söylemin çevrelemeye yönelik eğilimini istikrarsızlaştırarak, siyasetin (yeniden) oluşturulması için alan açmaktadır. Küresel dönüşümlerin “kap olarak devlet” metaforunu istikrarsızlaştırması gibi, anarşizmde kimlik ve topluluğun yeniden şekillendirilmesi de “kap olarak kimlik” nosyonlarını istikrarsızlaştırır. Siyasi mekanlar, siyasi kaplara meydan okuyarak yaratılır.

Kuram, kategorilerin (yeniden) üretilmesine izin veren, topluluğun sürekli gelişimine ket vuran veya teşvik eden, ve alternatiflerin ortaya çıkmasını engelleyen mücadelelere ilişkin daha sofistike bir anlayışa gereksinim duymaktadır. Olağan toplumsal kuramlar alternatiflerin farkına varmakta başarısız kalmıştır –kısmen şüpheli metaforları eleştirmeksizin kabul etmeleri nedeniyle. Toplumsal hareketlere ilişkin çalışmalar hareket davranışının “gerçekçi olmayan” yönlerinin önemini az-kuramsallaştırmıştır. Bu çalışma, gayrimeşru veya uygulanamaz olarak mahkum etmenin (veya reddetmenin) ötesine geçerek, böylesi “gerçekçi olmayan” dolambaçlı [discursive] stratejilerin anlaşılmasına yönelik bir girişim sunmaktadır. “Çıkarlar ve gruplar marjinal olarak tanımlanırlar, çünkü bunlar toplumsal bütünleşme sistemi içerisinde birer ‘rahatsızlık’ haline gelmişlerdir; çünkü bunlar toplumsal hiyerarşi ve tahakkümden tarihsel olarak kurtuluş bakış açısına göre en önemli olabilecek mücadelelerdir” (Aronowitz 111, [altı çizili] vurgu aslındadır). Anarşi, “küresel sivil toplum”un, en başta yoksulluk, evsizlik, ırkçılık ve ekolojik imhayı ortaya çıkaran sivil toplumdan neden daha iyi olacağı sorusunu sorar bize.

[*] Jeff Shantz: York Üniversitesi (Kanada/Toronto) Tarih Bölümü.

NOTLAR
01. Bu nitelendirme Lenin’in ünlü eseri “Sol-Kanat” Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı’ndan (1965) gelir.
02. Plekhanov’un kafası karışık Anarşizm ve Sosyalizm’ine (1912) bakınız.
03. Bakınız Negri (1989).
04. Anarşistler, ezilen insanların güvenceye aldığı reformlara –ve bilhassa da bu reformların kazanılmasını sağlayan mücadelelere– karşı saygılıdırlar. Anarşistler, bu reformları onları ortadan kaldırmak isteyen neo-liberal hükümetlere ve onların kapitalist destekçilerine karşı aktif bir şekilde savunurlar. Aynı zamanda anarşistler, reformları bir amaç olarak değil, mücadelenin somutlaşmış anları olarak görürler.
05. “THÖK” [Toplumsal Hareket Örgütlenmeleri Kuramı] yazınının örnekleri için bakınız Jackie Smith, Ron Pagnucco, ve Winnie Romeril (1994) ve McCarthy (1996).
06. Bakınız Laura MacDonald (1994) veya Martin Shaw (1994).
07. Bu deyiş Dünya Endüstri İşçileri’nin (DEİ) Tüzüğünün “Önsöz” kısmında bulunmaktadır.
08. Bakınız Proudhon (1969).
09. Kabotajcılar (“elfler”) 1960’ların sonlarında ve 1970’lerin başlarında Amsterdam’da aktiftiler. Kropotkin ile sibernetiğin ilginç bir karışımı için bakınız Roel van Duyn’un Küstah Kabotajcıların Mesajı (1972).
10. Anarşist Özgür Mekan’daki en popüler dersin taslağı: SINIF MÜCADELESİ, ANARŞİZM, SENDİKALİZM VE LİBERTER SOSYALİZM. Anarşizm, siyasi bir hareket olarak işçilerin daha geniş olan sosyalizm ve komünizm mücadelesinin bir parçası olarak ortaya çıkmış, bu mücadelelere oldukça katkıda bulunmuştur. Ancak, anarşizm giderek büyük ölçüde bir altkültürel fenomen haline geldiği için, Kuzey Amerika’daki anarşistler bu önemli bağlantıyı genelde unutmuşlardır. Benzer şekilde, sosyalizmin farklılaşan tarihi içerisindeki otoriter ve anti-otoriter gelenekler arasındaki ayrım, kendilerini “sosyalist” olarak adlandıran devlet kapitalist rejimlerinin dehşetleri sayesinde silinmiştir. Bu ders, her çeşidinden kapitalizmin ötesine geçen daha iyi bir dünya kurmak için anarşizmi çalışan insanların mücadeleleriyle yeniden bağlamayı amaçlamaktadır. Ders sınıf analizi ve günlük örgütlenmelerle ilgili olan aktivistler tarafından başlatılmıştır ve yalnızca bir çalışma grubu olmayı amaçlamamaktadır.
11. Yine oldukça canlı bir anarşist yayıncılık mevcuttur. Uzun süredir var olanlar arasında Freedom, Fifth Estate, Anarchy, ve Kick it Over bulunmaktadır. Yerel düzeyde, The Match, Anarchives, Demolition Derby, ve Agent 2771 gibi KBY fanzinler, anarşist siyasetin alanını yeni katılımcıları içerecek şekilde genişletirken, anarşist düşünceyi de canlı tutmaktadır.
12. Sınırların ihlal edilmesi yalnızca metaforik değil gerçek anlamındadır. Çağdaş anarşist ağlar önemli ölçüde hapishane duvarlarının içine de geçer. Çoğu anarşist yayın bedava abonelik sayesinde tutuklulara sunulmaktadır. Albert Meltzer (1920-1996) tarafından kurulan tutuklulara yardım grubu Anarşist Kara Haç (AKH) [Anarchist Black Cross, ABC] gibi örgütlenmeler durup dinlenmeksizin tutuklular için çalışmaktadır.
13. Tüketim kültürü keza sayısız şekilde kesintiye uğratılmakta ve tahrip edilmektedir: kapitalist piyasaların dışında kalan kendi-başına-yap [tarzı] üretim ve değişimin yanısıra meta fetişizminin ifşa edilmesi, kapitalist gelişmeye direnme, alışveriş merkezleri gibi tüketim alanlarının işgal edilmesi, boykotlar veya “bir şey çal günleri”. Graffiti, reklam panolarının tahribi veya sabote edilmesi gibi yeraltı faaliyetleri de kullanılmaktadır.
14. Bakınız Woodcock (1962), Horowitz (1964), Joll (1964) ve Marshall (1993).
15.Mülkiyet Nedir?’deki asıl alıntı şöyledir: “İnsanın eşitlikte adalet istemesi gibi toplum da anarşide düzen ister” (Berman’ın alıntısı, 1972). Graffiti sanatçıları bu sloganı ünlü “daire-A” (@) ile açıkça sembolleştirmişlerdir.
16. Proudhon’a göre bununla hiç alakası yoktur. O, otoriteden “toplumun laneti” olarak bahseder (94).
17. Bu vurgu Proudhon’un çalışmasını sendikalizmin ortaya çıkması üzerindeki önemli bir erken etki kılmaktadır.
18. Proudhon komünizmi kesinlikle reddeder: “{E}ğer toplum anarşiye veya insanın kendisi tarafından yönetilmesine {İngilizcesinde: kendinden yönetim} yaklaşmak yerine komünizme yaklaşırsa, o halde toplumsal örgütlenmenin kendisi bizzat insanın melekelerinin suistimali haline gelir” (94).
19. Lunn’un Landauer’den alıntısı (1973).
20. Marshall’ın Bookchin’den alıntısı (1973).
21. Ward’ın Landauer’den alıntısı (1973).
22. Ward’ın Goodman’dan alıntısı (1973).
23. Otonomiyle ilgili söylemler hem hareketlenmenin “yakıt”ı olarak hem de –Dallmayr’ın terimleriyle– “uyum göstermennin panzehiri” olarak işlev görmektedir.
24.Anarchy dergisi, alt başlığı olan “Arzularını Silahlanmış Dergi” olarak tanımlanmaktadır.

Bahsedilen Çalışmalar

Aronowitz, Stanley. The Crisis in Historical Materialism [Tarihsel Materyalizmin Krizi]. Minneapolis: Minnesota UP, 1990.
Bakunin, Michael. The Political Philosophy of Bakunin: Scientific Anarchism [Bakunin’in Siyasi Felsefesi: Bilimsel Anarşizm]. New York: The Free Press of Glencoe, 1953.
Bookchin, Murray. The Ecology of Freedom [Özgürlüğün Ekolojisi]. Palo Alto: Cheshire, 1982.
Bey, Hakim. T.A.Z.: The Temporary Autonomous Zone, Ontological Anarchy, Poetic Terrorism [TAZ: Geçici Otonom Bölgeleri, Ontolojik Anarşi, Şiirsel Terörizm]. New York: Autonomedia, 1991 [ONLINE]
Castells, Manuel, Shujiro Yazawa, ve Emma Kiselyova. “Insurgents Against the Global Order: A Comparative Analysis of Zapatistas in Mexico, the American Militia and Japan’s AUM Shinrikyo” [Küresel Düzene Karşı Ayaklanmalar: Meksika’daki Zapatistalar, Amerikan Milisleri ve Japon AUM Shinrikyo’nun Karşılaştırmalı Bir Analizi], Berkeley Journal of Sociology (1996): 21-59.
Dalby, Simon. “Culture, Identiy and Global Security: Notes on the Theme of (Post)Modernity and the ‘POGO Syndrome’ ” [Kültür, Kimlik ve Küresel Güvenlik: (Post)Modernite ve ‘POGO Sendromu’ Teması Üzerine Notlar]. York Üniversitesi, Centre for International and Strategic Studies’de sunulan makale, Toronto. 6-7 Şubat 1997.
Dallmayr, Fred. “Hegemony and Democracy: A Review of Laclau and Mouffe” [Hegemonya ve Demokrasi: Laclau ve Mouffe’nin Değerlendirmesi]. Philosophy and Social Criticism 13.3 (1987): 283-296.
Falk, Richard. “The Decline of Citizenship in an Era of Globalization” [Küreselleşme Çağında Yurttaşlığın Gerileyişi]. Citizenship Studies 4(1) (2000): 5-17.
Ferrell, Jeff. “Against the Law: Anarchist Criminology” [Yasaya Karşı: Anarşist Kriminoloji]. Thinking Critically About the Crime [Suç Üzerine Eleştirel Düşünceler]. Editörler B. D. MacLean ve D. Milovanovic. Vancouver: Collective P, 1997: 146-154.
Godwin, William. “On Punishment” [Cezalandırma Üzerine]. Ed. George Woodcock. The Anarchist Reader [Anarşist Okuma Kitabı]. Glasgow: Fontana, 1977: 118-124.
Horowitz, Orving L., ed. The Anarchists [Anarşistler]. New York: Dell, 1964.
Joll, James. The Anarchists [Anarşistler]. New York: Grosset and Dunlap, 1964.
Kropotkin, Peter. “Law and Authority” [Yasa ve Otorite]. Kropotkin’s Revoltionary Pamplets: A Collection of Writings by Peter Kropotkin [Kropotkin’in Devrimci Yazıları: Peter Kropotkin’in Toplu Yazıları. Ed. R. N. Baldwin. New York: Dover, 1970: 196-218. [ONLINE]
___, “The Uselessness of Laws” [Yasaların Faydasızlığı]. The Anarchist Reader [Anarşist Okuma Kitabı]. Ed. G. Woodcock. Glasgow: Fontana, 1977: 111-117.
Lenin, Vladimir I. ‘Left Wing’ Communism, An Infantile Disorder [‘Sol Kanat’ Komünizm, Bir Çocukluk Hastalığı. Peking: Foreign Languages, P, 1965. [ONLINE][ONLINE-Türkçe]
Lunn, Eugene. The Prophet of Community: The Romantic Socialism of Gustav Landauer [Topluluk Peygamberi: Gustav Landauer’in Romentik Sosyalizmi]. Berkeley: California UP, 1973.
MacDonald, Laura. “Globalizing Civil Society: Interpreting International NGO’s in Central America” [Sivil Toplumun Küreselleşmesi: Orta Amerika’daki STÖ’nin Yorumlanması]. Millenium 23.2 (1994): 267-286.
Magnusson, Warren. “The Reification of Political Community” [Siyasi Topluluğun Somutlaşması]. Contending Sovereignties: Redefining Political Community [Çekişen Egemenlikler: Siyasi Topluluğun Yeniden Tanımlanması]. Ed. R.B.J. Walker ve Saul Mendlovitz. Boulder: Lynne Rienner, 1990: 45-60.
Marshall, Peter. Demanding Impossible: A History of Anarchism [İmkansızı İstemek: Anarşizmin Tarihi]. London: Fontana P, 1993.
McCarthy, John. “Transnational Social Movements and Social Movement Theory” [Ulusötesi Toplumsal Hareketler ve Toplumsal Hareket Kuramı]. Solidarity Beyond State: Transnational Social Movement Organizations [Devletin Ötesindeki Dayanışma: Ulusötesi Toplumsal Hareket Örgütlenmeleri]. Ed. Charles Chatfield, Ron Pagnucco, ve Jackie Smith. Syracuse: Syracuse UP, 1996.
McMichael, Philip. “Global Regulation or Global Governance?” [Küresel Düzenleme mi ve Küresel Yönetişim mi?]. American Sociological Association Paper, New York. 16-20 Ağustos 1996.
Negri, Antonio. The Politics of Subversion [Yıkmanın Siyaseti]. Cambridge: Polity, 1989.
O Tuathail, Gearoid, ve Timothy W. Luke. “Present at the (Dis)integration: Deterritorialization and Reterritorialization in the New Wor(l)d Order” [(De)entegreleşen Bugün: Yeni Dünya/Kelime Düzeninde De-bölgeselleşme ve Yeniden Bölgeselleşme”. Annals of the Association of American Geographers 84.3 (1994): 381-398.
Plekhanov, George. Anarchism and Socialism [Anarşizm ve Sosyalizm]. Chicago: C. H. Kerr, 1912. [ONLINE]
Proudhon, Pierre-Joseph. Selected Writings of Pierre-Joseph Proudhon [Pierre-Joseph Proudhon’un Seçme Yazıları]. Garden City: Anchor Books, 1969.
Ruggie, John Gerard. “Territoriality and Beyond: Problematizing Modernity in International Relations” [Bölgesellik ve Ötesi: Uluslararası İlişkilerde Modernitenin Sorunsallaştırılması]. International Organisation 47.1 (1993). 130-174.
Shapiro, Michael J. “National Times and Other Times: Re-Thinking Citizenship” [Ulusal Zamanlar ve Diğer Zamanlar: Yurttaşlığı Yeniden Düşünmek”. Cultural Studies 14.1 (2000): 79-98.
Shaw, Martin. “Civil Society and Global Politics: Beyond a Social Movements Approach” [Sivil Toplum ve Küresel Siyaset: Toplumsal Hareket Yaklaşımının Ötesi”. Millenium 23.3 (1994): 647-667.
Smith, Jackie, Ron Pagnucco, ve Winnie Romeril. “Transnational SMO’s in the Global Political Arena” [Küresel Siyaset Arenasında THÖ’leri]. Voluntas 5.2 (1994): 121-154.
Stirner, Max. 1844. The Ego and Its Own [Biricik ve Kendisi]. ondon: Rebel Press, 1982. [ONLINE]
Subways, Suzy. “Not on the Guest List or the Newcasts: Resistance at the Republicrats’ Conventions” [Ne Konuk Listesinde ne de Haber Bülteninde: Cumhuriyetratlar Kongrelerinde Direniş]. Love and Rage 7.5 (1996): 11.
Taylor, Peter R. “Beyond Containers: Internationality, Interstatedness, Interterritoriality” [Kapların Ötesinde: Uluslararasılık, Devletlilik-arasılık, Bölgesellik-arasılık]. Progress in Human Geography 19.1 (1995): 1-15.
van Duyn, Roel. Message of a Wise Kabouters [Küstah Kabouterlerin Mesajı]. London: Duckworth, 1972.
Ward, Collin. Anarchy in Action [Eylemde Anarşi]. New York: Harper Torchbooks, 1973.
Woodcock, George. Anarchism: A History of Libertarian Ideas and Movements [Anarşizm: Liberter Düşünce ve Hareketlerin Tarihi]. New York: World, 1962. [ONLINE]

Çeviri: Anarşist Bakış

Kaynak: “Beyond the State: The Return to Anarchy”, Jeff Shantz, disClosure (a journal of social theory) dergisi, 2003 (sayı 12).

Print Friendly, PDF & Email
Sosyal Ağlarda, Paylaş!

    Revisions