11 Haziran Uluslararası Uzun Süredir Mahkum Edilen Anarşist Tutsaklar Günü

  Anarşizm

Dünyanın her tarafında süren Anarşizm mücadelesini engellemek için devletler birçok zaman hapishaneleri, cezaları ve hatta idamları mücadeleyi susturmak için kullanıyor. Sözde suçları azaltmak için kullanılan hapishanelerin aslında nasıl adi suçları üreten merkezler olduğunu Pyotr Alexandrovich Kropotkin’den bir dinleyelim:

Son zamanlarda birçok tanınmış avukat ve sosyoloğun gündemini meşgul eden, büyük “suç ve ceza” sorusunu şimdilik bir kenara bırakacak ve elimden geldiğince şu sorunun cevabını arayacağım: “Hapishaneler toplumdaki anti-sosyal davranışların sayısında azalma sağlayabiliyorlar mı?”

Bu soruya; hapishanelerde neler olup bittiğini bilen, önyargısız her insan güçlü bir ‘Hayır’ yanıtını verecektir. Aksi takdirde, konu ile ilgili ciddi bir çalışma yapılacak olursa, hapishanelerin -en iyisinin bile- “suç”un yetiştirme yurtları olduğuna ve anti-sosyal davranışların daha kötü bir hale gelmesine sebep olduklarına; sözgelimi suç olarak bilinen her ne varsa onun liseleri, üniversiteleri oldukları sonucuna varılacaktır. Tabi ki bir zamanlar hapsedilmiş kim varsa hapishaneye geri döneceği iddiasında değilim. Her yıl binlerce kişi yanlışlıkla hapse atılıyor. Ancak hapishanede geçmiş birkaç yılın -buranın bir hapishane olmasından dolayı- bireyi yargı önüne çıkaran kusurları artırdığını savunuyorum.

Bu nedenler; risk alma isteği, çalışmaya karşı duyulan antipati, (büyük oranda yapılacak işin iyi bir uzmanlaşma gerektirmesi sebebiyle) adaletsizlik ve ikiyüzlülükten dolayı toplumu hor görme, fiziksel enerji isteği ve bütün bu sebepler hapishanede tutsak edilerek pekiştirilir.

Yirmi beş yıl önce bu fikri geliştirdiğim ve şimdilerde baskısı tükenen kitabımda (Rus ve Fransız Hapishanelerinde) Fransa’da ikinci kez hapsedilen tutukluların sayılarıyla ilgili yürütülen bir soruşturmayla açığa çıkarılan gerçekleri inceleyip bu düşünceyi destekledim. Bu incelemenin sonuçlarına göre mahkemeye çıkanların neredeyse yarısı yargı önüne çıkarılmadan önce, beşte ikilik kısmı ise polis sorgusuna çıkarılmadan önce zaten bir ya da iki kez hapsedilmiş oluyor.

Fransa’da ortaya çıkan bu yüzde kırklık korkunç oranın yanı sıra, Michael Davitt’e göre kürek cezasına çarptırılmış tutsakların yüzde doksan beşi daha önce hapishane ‘eğitimi’ görmüş kişilerden oluşuyor.

Küçük bir düşünme süreci, meselenin başka türlü olamayacağını gösterecektir. Bir hapishane, tutsaklar üzerinde yozlaştırıcı bir etkiye sahiptir ve hep öyle olacaktır. Birini ilk kez hapse atmış olun. Binaya girdiği andan itibaren bütün insanlığını kaybeder, o artık sadece “Numara XY” dir. Kendi iradesiyle hiçbir şey yapamayacaktır. Onu aşağılık bir duruma düşürmek için aptal bir giysinin içine koyarlar. Onu bağlı olduğu bütün ilişkilerden mahrum bırakırlar ve böylece üzerinde olumlu etkisi olabilecek her bireyin eylemini dışarıda bırakırlar.

Sonra emeğini koyar ortaya, ancak bu onun ahlaki gelişimine yardımcı olabilecek bir emek değildir. Hapishane emeği, temelinde bir intikam aracıdır. Tutsak, uyguladığı cezaları “reform” yaparmış gibi gösteren bu “toplumun ileri gelenleri”nin zekası hakkında ne düşünmelidir?

Fransız hapishanelerinde tutsaklara bir çeşit faydalı ve maaşlı bir iş verildi. Ancak bu iş için bile saçma bir şekilde düşük ücret uygulandı ve hapishane otoritelerine göre başka türlü olması mümkün değildi. Hapishane emeği, diyorlar; değersiz köle emeğidir. Bunun sonucunda tutsak, çalışmaktan nefret etmeye başlar ve şöyle söyleyerek yaptığı işe son verir; “Gerçek hırsızlar biz değil, bizi burada zorla tutanlardır.”

Böylece tutsağın beyni, dolandırıcı şirket yöneticilerine saygı duyan, onu ise yeterince kurnaz olmadığı için kötü bir şekilde cezalandıran toplumun adaletsiz olduğu fikriyle tekrar tekrar dolup taşar. Ve dışarı çıktığı an çoğunlukla intikamını ilkinden daha ağır bir şekilde alır. İntikam, intikam doğurur.

Ondan alınan intikam üzerine, o da toplumdan intikam alır. Her hapishane, bir hapishane olduğu için, tutsakların fiziksel enerjilerini yok eder. Onlara kutup soğuklarından bile kötü davranır. Geçtiğimiz günlerde İngiliz Tabipler Birliği Kongresi’ndeki konuşmasında Miss Allen’ın gayet açık bir şekilde ortaya koyduğu gibi; temiz havaya duyulan istek, varoluşun monotonluğu, özellikle izlenim edinme isteği, tutsağın bütün enerjisini alır ve uyarıcılara (alkol, kahve) yönelik bir arzu üretir. Ve nihayet, anti-sosyal eylemlerin çoğu irade zayıflığına dayandırılabilir, hapishane eğitimi ise tamamen, iradeyi her ortaya çıktığı yerde öldürmeye yöneliktir.

Daha da kötüsü. Ben hapishane reformcularına ciddi anlamda, Amerikan hapishanelerinde 14 yıl tutulmuş ve deneyimlerini büyük bir samimiyetle kitabında anlatmış olan Alexander Berkman’ın “Hapishane Anıları”nı okumalarını tavsiye ediyorum. Okuyan, eğer bu cehennemden kurtulmaya karar vermezse, dürüst duyguların nasıl baskılanması gerektiğini görecektir. 5-6 yıllık böylesi bir eğitimden sonra bireyin iradesi ve iyi niyetini arttıracak ne olabilir?

Hapishaneler: Suç Üniversiteleri, 1913.


Alfredo Cospito

2012 yılında İtalya’da nükleer enerji şirketi Ansaldo’nun yöneticisi Roberto Adinolfi’yi eylemle propaganda yöntemiyle dizinden vuran Alfredo Cospito, 2012 yılından beri mahkum. 14 Yıldır, İtalya’da 41-Bis denilen, ülkemizdeki kuyu tipi hapishanelerde uygulanan benzer tecrit işkenceleri ile karşı karşıya. Günde 22 saat tecrit altında olan Cospito’nun 41-Bis Kanunu, Nisan 2026’da 2 yıl daha uzatıldı. 41-Bis, aynı zamanda dış dünya ile görüşmeyi engellediğinden, mektup, kitap ve CD-çalar zaman zaman yasaklandı. Bu baskılara karşı açlık grevleriyle direnen Cospito, 23 yıla mahkum edilmişti. Yoldaşları İtalya’da ve Dünya’da ona destek olmak, tecritteki tüm tutsakların sesini duyurmak için onlarca eylemde bulundu.

Marcelo Villarroel Sepúlveda

…Çoğul konuşuyorum, çünkü direnişim yalnızca bireysel değil; devleti, hapishaneyi ve sermayeyi ayakta tutan hiyerarşilerin üzerine inşa edilmiş topluma milimi milimine karşı koyan ve direnen bir sürüler evreniyle birlikte, cezaevinde ve sokakta hiç ara vermeden sürdürülen kolektif bir mücadelenin pratik kanıtıdır…

Marcelo Villarroel Sepúlveda

Yoldaşları ile beraber Şili’de gerçekleştirilen bir banka kamulaştırmasında tutuklanan ve memleketi Arjantin’e gönderilen Sepulveda, yaklaşık 17 yıldır tutsak. 14 Yıllık bir tutsaklık almasına rağmen, ona atfedilen diğer tutsaklıklar ve hapishanede sürdürdüğü mücadele yüzünden infazı erteleniyor.

Nikos Maziotis

Yunanistan’da 2003-2017 yılları arasında sürdürdüğü militan anarşist mücadele sonrasında tutuklanan Maziotis, koşullu salınma şartlarını sağlamasına rağmen, pişmanlık belirtmeyi reddettiği için infazı yakıldı. 2027 Mart’a kadar tekrar özgür olmayacağı düşünülen Maziotis, daha önce gerçekleştirilmeye çalışılan, hatta bir helikopterin de dahil olduğu, özgürleştirilme riskine karşın durmadan hapishaneden hapishaneye sürgün ediliyor.

Anarşist ve devrimci tutsaklarla dayanışmanın sesini 11 Haziran’da daha da yükseltsek de, hayat ve mücadele burada sürdüğü gibi parmaklıklar arkasında da sürmeye devam ediyor! Onlara mektup göndermeyi, yerel tutsak ağlarında örgütlenmenin önemi her geçen gün artıyor.