Carlo Cafiero Biyografisi

  Anarşizm

Cafiero ailesinin fertlerinin Napoli denizinden ayrılıp aşırı güneydeki Adriyatik kıyısında, Barletta’da toprak sahibi haline ne zaman geldiği kayıtlı tarihte bulunmaz, ama 1846’da doğan genç Carlo, denizci atalarına dair aile efsaneleriyle büyüdü. Çiftçiliği ya da memleketi Puglia’yı hiçbir zaman sevmedi ve mümkün olan en kısa sürede, 1864’te üniversitede hukuk okumaya başladığı Napoli’ye kaçmaya çalıştı. Diplomasını aldıktan sonra Cafiero kısa bir süre diplomasi kariyerine yöneldi. O dönemde ülkenin başkenti olan Floransa’ya taşındı ve kendine bir yol çizmeye başladı. Çağdaşları onu, önünde sınırsız görünen bir geleceğe sahip, zengin, zarif, yakışıklı ve iyi eğitimli bir genç adam olarak tanımladı. Ancak diplomasi seçimi talihsiz çıktı. Diplomatlar ve politikacılar onu sıkıyordu. Çalışmak zorunda değildi ve kısa süre sonra işini bıraktı.[1]

Sonraki birkaç yıl boyunca Cafiero, Doğu dilleri ve İslam da dahil olmak üzere bir dizi entelektüel ilgiyi hızla üstlenip terk etti. Çocukken dine ilgi duymuştu ve ailesi rahip olabileceğini düşünmüştü. Onu yakındaki Molfetta’da bir papaz okuluna göndermişlerdi, ama o burayı hiç sevmemişti. Cafiero çok erken yaşta Katolikliğe olan tüm ilgisini kaybetti ve Katolik Kilisesi’ni İtalyan yaşamında baskıcı bir güç olarak nefret etmeye başladı. Ancak dinle büyülenmeye devam etti ve onu tatmin edecek bir din çeşidi aramaya devam etti. Floransa’dayken Cafiero, hapishanelerde, akıl hastanelerinde ve genelevlerdeki yaşamı gösteren keskin sahneleriyle Risorgimento sonrası İtalya’nın sert bir eleştirmeni olan Macchiaioli ressamlar okulunun önde gelen üyesi Telemaco Signorini’nin radikal çevresine sık sık gitti. [2] Bu karşılaşma, Cafiero’yu bir devrimci olarak hayatının çalışmasına götürecek uzun yolun başlangıcı gibi görünüyordu. Geleceği konusunda hâlâ belirsiz olan Cafiero, Paris’e gitti ve İkinci İmparatorluk’un son aylarına tanıklık etti. Temmuz 1870’ten Mayıs 1871’e kadar Cafiero Londra’da yaşadı ve burada Marx ile Engels’in yörüngesine girdi. Uluslararası İşçi Birliği’nin bu liderleri onu büyüledi. Özellikle Marx, ona tanıdığı en parlak adam olarak göründü. Sonraki ilişkilerindeki krizlere rağmen, Marx’ın özgünlüğü ve kendini ifade ederken sergilediği enerji ve güven, Cafiero’yu her zaman hayran bıraktı.

Marx ve Engels de Cafiero’yu kendi davalarına katılmasını sevinçle karşıladılar. İtalya’da Bakunin ile Mazzini’nin rakip solcu teorileriyle mücadele edecek dikkate değer hiçbir Marksist bulunamamıştı. Ondan İtalya’ya, solun Bakunincilerin ve Mazzinicilerin hâkimiyetinde olduğu Napoli’ye geri dönmesini istediler. Cafiero, sonunda varlığının gerçek anlamının kendisine açıklanacağını hisseden idealist bir gencin tüm coşkusuyla, Uluslararası’nın Genel Konseyi’nin İtalya’daki özel ajanı olma teklifini kabul etti. 12 Mayıs’ta Londra’dan ayrıldı ve Paris Komünü yenilgiye uğradığı sırada Floransa’ya vardı. Kısa süre sonra Napoli’ye yolculuk yaptı ve faaliyetlerine dair raporlarını Londra’ya göndermeye başladı.

Cafiero’nun raporları, Marksizmin İtalya’daki yayılmasının bu dönemde onun faaliyetlerinin ana belgesel kaynağını oluşturur. Ton olarak, genç bir şube müdürünün merkez ofisteki üstlerine, şirket ürününün, bu durumda devrimin, hızla ilerlediğine dair heveslı ve iyimser övgüsünü yansıtırlar. Cafiero, Napoli’nin içler acısı koşulları hakkında bilgi edinmek için Pasquale Villari’nin “Güney Mektupları”ndaki (1875) çığır açıcı ifşasını beklemek zorunda kalmadı. 28 Haziran 1871 tarihli Engels’e yazdığı bir mektupta bunları canlı bir şekilde şöyle yorumladı: “Acı çeken büyük kitleler, her türlü insani ilerlemeden habersiz, boyunduruk altında ezilmiş, hiçbir şey bilmeyen, bu dünyada hizmet etmek ve acı çekmek için doğduklarına sıkı sıkıya inanan, San Gennaro’nun kutsanmış kanı sayesinde ve En Kutsal Bakire’nin şefaatiyle cennette Tanrı’nın merhametinden yararlanmayı uman bir barbarlık halinde varlıklarını sürdürüyor.”[3] Tüm İtalyan Güneyi, diye devam etti, “bir barbarlık hali” içinde yaşıyordu. Engels’e, İspanyolların, Bourbonların ve Katolik Kilisesi’nin Güney’in trajedisini yarattığını; şimdi İtalya hükümetinin bu korkunç statükoyu esasen bozulmadan sürdürmek gibi aşağılık bir misyonla ortaya çıktığını söyledi. Cafiero, sınıf mücadelesinin bastırılamaz gücünün devrime yol açacağını güvenle öngörüyordu.

Ancak Cafiero’nun bahsettiği sınıf mücadelesi, Marx’ın kastettiği değildi. Geri kalmış İtalya’nın sanayi proletaryası yoktu, ama bol miktarda yoksul insan ve bir de acımasız sömürücüler sınıfı vardı. Durum devrime gebeydi, ama bebeği kim doğuracaktı: Marx mı, Mazzini mi, yoksa Bakunin mi? Devrimin bu üç doktoru, Paris Komünü’nden sonraki yıllarda İtalyan solunun sadakatini kazanmak için birbiriyle yarıştı. Genel Konsey’in İtalya’daki özel ajanı olarak görevinin başından itibaren Cafiero, Marksizm ile Bakunincilik arasında bir tür kaynaşmaya doğru çekiliyor gibi görünüyordu. Mazzinicilik’i acımasızca kınadı. Mazzini’nin “Tanrı ve Halk” şeklindeki milliyetçi çağrısını karanlıkçı saçmalık olarak alaya aldı. Mazzini’nin Paris Komünü’nü demokratik değerlerin şeytani bir sapkınlığı olarak kınaması, Cafiero’yu devrimci hakarete daha da bağlanmasına sebep oldu. “Sermayenin zorbalığı”ndan tamamen habersiz olan Mazzini, çağdaş duruma dair hiçbir anlayışa sahip değildi: “Zavallı yaşlı adam, gününün geçtiğini kavrayamıyor.” diye yazmıştı. [4] Buna karşılık Bakunin hakkında, Londra’ya gönderdiği ilk raporlarında Cafiero hiçbir eleştiri dile getirmedi.

Engels, Cafiero’nun İtalyan sahnesine dair gözlemlerini gerektiği şekilde takdir ettiğini ifade etti. Yine de Cafiero’yu Bakunin’in fikirlerinin tehlikesi konusunda kendi bakış açısına çekmeye çalıştı. Cafiero’nun anarşizm konusundaki sessizliği Engels’i açıkça endişelendiriyordu. Genç ajanına, Mazzini’nin İtalya’daki gerçek komünizmin tek düşmanı olmadığını tekrar tekrar hatırlattı. Engels’in iddiasına göre, Bakunin siyasal ekonomi hakkında kesinlikle hiçbir şey bilmiyordu. Her siyasi durumun ekonomik temelleri konusundaki bu karışıklıktan, Bakunin’in diğer tüm hataları kaynaklanıyordu. Engels, “Bakunin’in kendi teorisi var, komünizm ve Proudhonculuğun bir karışımından oluşan….” diye yazmıştı.[5] Engels, Cafiero’nun Mazzinicilere gösterdiği kadar hevesi Bakunincilere saldırırken de göstermesini istiyordu.

Cafiero, Bakuninciliği Marksizm için hiç de bir tehdit olarak görmedi. Engels’e 12 Temmuz 1871’de şöyle yazdı: “Bakunin konusunda, size burada Napoli’de onun ilkelerinin çoğunu paylaşan, onunla belirli bir görüş ortaklığına sahip birçok arkadaşı olduğunu temin edebilirim, ama Genel Konsey’in ilkelerinden ayrılan bir mezhebi, bir partisi olduğunu tamamen reddedebilirim.”[6] Aslında Cafiero, Napoli’de tanıdığı Bakunincilere sıcak bir sempati besliyor ve onları Uluslararası İşçi Birliği içinde tutmak istiyordu. Bakuninciler ile Marksistlerin, her iki grubun da kabul etmek istediğinden çok daha fazla ortak noktaya sahip olduğunu düşünüyordu. Cafiero, görevini aralarında birlik yaratmak olarak görüyordu.

Engels, Cafiero’nun Bakunincilere dair güvencelerini kabul etmedi. 16 Temmuz 1871’de “onlarsız yapmanın daha iyi olacağını” ısrarla belirtti. Engels, Cafiero’yu Napoli’de başka müttefikler bulmaya teşvik etti. Bakuninciler, Uluslararası İşçi Birliği içinde “bir mezhep”ti, diye uyardı. İki hafta sonra şunu ekledi: “Bakuninciler Birlik içinde küçük bir azınlık ve her fırsatta anlaşmazlık yaratan tek kesim.” Engels, Bakunin’in yakın çevresindeki İsviçreli anarşistleri, Uluslararası İşçi Birliği’ne karşı en kötü saldırganlar olarak görüyordu.[7]

Cafiero, Engels’e cevap vermek için neredeyse iki ay bekledi ve sonra onun Bakunin’e yönelik saldırılarına yanıt vermedi. Bunun yerine, Napoli polisiyle yaşadığı çatışmaları ve her renkten solcuya karşı yürüttükleri genel baskı kampanyasını anlattı: “Burada hükümet tam bir tepki içinde ve hoşnutsuzlar, proletarya; sefalet vebasından beslenerek geometrik bir hızla gün be gün çoğalıyor.” “En korkunç toplumsal devrim”in her an patlak verebileceğini düşünüyordu. Ertesi ay Engels’e, köylülerin sefaletinin Uluslararası İşçi Birliği’nin İtalya’da “derin kökler salmasını mümkün kıldığını ve hiçbir gücün bunları asla söküp atamayacağını” anlattı.[8]

29 Kasım 1871’de Cafiero sonunda Engels’in Bakunin hakkındaki şikayetlerine değinmeye çalıştı. Engels’in anarşist Bakunin’e yönelik suçlamalarının gerçeklikte bir temele sahip olmadığında ısrar etmeye devam etti. Cafiero, Bakunin’in yazılarında “Marx’a duyulan derin saygı ve hürmet sözleri” buldu. Aslında Cafiero, onu Uluslararası İşçi Birliği için bir kazanım olarak değerlendiriyordu: “Bakunin’in İtalya’da uzun süre yaşamış olması nedeniyle birçok kişisel dostu var ve bazılarıyla yazışıyor. Napoli’deki geçmişi ve davamız için sürdürdüğü sürekli çalışma nedeniyle, onu kişisel olarak tanımayan pek çok kişi tarafından bile sevilir.”[9]

Engels, Cafiero’nun Bakunin’e duyduğu hayranlık ifadelerine sitemkâr bir sessizlikle karşılık verdi. Cafiero, 21 Ocak 1872’de ondan bir yanıt almaya çalıştı, ama Engels sessiz kaldı. Bu noktada Cafiero, Marksist siyasi inançlarında sallanmaya başlamıştı. Marksizm, kapitalizmi anlamak için temel referans çerçevesi olmaya devam ediyordu, ama içinde bulunduğu toplumsal durum kapitalizm öncesiydi. Marx’ın kapitalizm ve sanayi proletaryasına dair fikirleri on dokuzuncu yüzyıl Napoli’sine uygulanmıyordu. Bakunin’in köylülerin ve lümpen proletaryanın devrimci potansiyeline dair fikirleri ise uygulanıyordu.

Napoli’deki 1871-1872 kalışı sırasında Cafiero yavaş yavaş, artık Marx ve Engels’in özel ajanı olarak hizmet edemeyeceği sonucuna vardı. Napolili anarşist Giuseppe Fanelli’nin eşliğinde, 20 Mayıs 1872’de İsviçre’nin Locarno kentinde Bakunin ile buluştu. Cafiero, Bakunin’e, bir yıl önce Marx’a yaptığı hayranlık dolu ifadelerin aynısıyla tepki verdi, ama bu sefer hem duyguları hem de zihni işin içindeydi. Bakunin devrimi yaşamıştı; Marx yalnızca onun hakkında yazmıştı. Bir devrimci lider olarak eşsiz karizmasına, Marx’ın hiçbir zaman eşleşemeyeceği muazzam bir kişisel çekicilik de ekliyordu.

Bakunin’in tarafındaki bir başka avantaj da Napoli ve oradaki siyasi dinamikler hakkındaki bizzat edindiği bilgiydi. Bakunin’in İtalya’yla bağlantıları, Padova Üniversitesi’nde öğrenci olmuş ve Floransa ile Torino’da diplomat olarak görev yapmış babasına kadar uzanıyordu. 1840’lardan itibaren Bakunin, birçok Risorgimento vatan severini tanımıştı ve ideolojik olarak onlardan farklı olsa da, nefret edilen Viyana Kongresi statükosunu devirme hayallerini paylaşıyordu. 1864 ve 1865’te Floransa’da, ardından 1867’ye kadar Napoli’de yaşamıştı. Napoli’de “kalbine çok yakın olan yeraltı entrikaları için verimli bir üreme alanı” bulmuştu.[10] Kendi ülkesi Rusya’dan çok İtalya’da yaşamayı daha uygun bulan radikal bir sürgün olan Prenses Zoe Obolensky tarafından desteklenen İtalyan ve yabancı devrimciler çevresine katılan Bakunin, çok sayıda yabancılaşmış entelektüelle karşılaştı. Kısa süre sonra bu grubun ideolojik lideri haline geldi. Bu Napoli yaşamı sırasında köylülerin ve lümpen proletaryanın istisnai devrimci potansiyeline dair en kendine özgü fikirlerinden bazılarını geliştirdi ve anarşizm davasına birçok kişiyi kazandırdı. İtalya’nın her an çökebileceğini düşünüyor ve devrimi destekleyen sayısız makale, deneme ve mektup yazıyordu.

İtalyan durumunun anahtarı, diye iddia etti Bakunin, entelektüel sınıftı; onu “tamamen sürüklenmiş, beklentisiz ve çıkış yolu olmayan” diye tanımladı. Bu bireyler burjuvaziden gelmişti, ama ondan tamamen yabancılaşmıştı. Şimdi devrimin “en ateşli, en samimi, en cüretkâr ve en yorulmak bilmez” savunucuları olarak hizmet ediyorlardı. Onları anarşizmin şok birlikleri olarak görüyordu.[11]

Prenses Obolensky’yi izleyerek Bakunin, Ağustos 1867’de İtalya’dan İsviçre’ye gitti. 1860’ların sonu ve 1870’lerin başındaki İsviçre’deki faaliyetleri, Marx’ın şüphelerini uyandırmaya devam etti. Cafiero, iki adam arasındaki farklılıkları yumuşatmayı başaramamış ve şimdi ikisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalmıştı. 1872’nin geç baharında Locarno’da bir ay kaldı ve İtalya’ya döndüğünde Bakunin onu tam anlamıyla bir anarşist yapmıştı.

İtalya’ya döndüğünde Cafiero, Engels’e bir veda mektubu yazdı. Bakunin ile buluşmasının gerçeğini açığa vurdu: “Birkaç dakikalık konuşmadan sonra, ikimizin de ilkeler konusunda tam bir uyum içinde olduğumuzu fark ettik.” Bakunin’in gözetiminde, proletarya diktatörlüğü kavramının içkin baskıcılığını görmeye başlamıştı: “Şimdi, sevgili dostum, sana açık sözlülükle konuşmama izin ver. Senin komünist programın, benim için, olumlu yönüyle büyük bir gerici saçmalıktır.” Cafiero şimdi, işçilerin devleti de dahil olmak üzere devletin her biçiminden korku duyduğunu ilan ediyordu.[12]

Engels neredeyse bir yıl boyunca sessiz kalmıştı, ama şimdi Cafiero’ya acımasız bir mektup gönderdi. Onu, mektuplarını Bakunin’e göstermekle suçladı. Bulletin Jurassien’in 10 Mayıs 1872 sayısı, Engels’in İtalya’daki dostlarına yazdığı iğrenç iftiralar hakkında bir makale taşımıştı. Engels bu “dostların” tam olarak kim olduğunu biliyordu. “İtalya’da senden başka hiç kimseye mektup yazmadım,” diye buz gibi bir tavırla ilan etti. Bu utanç verici ifşanın kaynağı, dolayısıyla Cafiero olmalıydı. Engels, her zaman “aşırı samimiyet ve güvenle” muamele ettiği birinden böyle bir ihaneti hak etmek için ne yaptığını merak ediyordu. Cafiero yanıt vermedi.[13]

Artık Bakunin’in İtalya’daki adamı olan Cafiero, diğer anarşistlere İtalya’da kalan az sayıdaki Marksizm unsurunu temizlemede yardımcı olmaya girişti. Rimini’de 4-6 Ağustos 1872’de yapılan bir kongrede anarşistler, Londra merkezli Genel Konsey’den tam bir kopuşu ilan etti. Bakunin’in gözdesi olan Cafiero, bu toplantının başkanlığını üstlendi. Bakunin’in bir başka İtalyan yoldaşı Andrea Costa, kongrenin sekreteri oldu. Bakuninciler, Rimini’deki toplantıya tamamen hâkim oldu ve delegelerin Genel Konsey’den kopmaya oy vermesi hiç kimseyi şaşırtmadı. Ayrıca diğer Avrupa ülkelerinden anarşistlerle kendi uluslararası derneklerini kurmaya karar verdiler ve bu yeni örgüt, o yılın ilerleyen zamanlarında, Cafiero’nun kongrenin eş başkanı olarak görev yaptığı İsviçre’nin Saint-Imier kentinde ortaya çıktı. Bu ve diğer ayrılmalarla sarsılan, Marx ve Engels’in liderliğindeki Uluslararası İşçi Birliği, solmaya başladı ve resmi olarak dağıldı.

1872’de hâlâ yalnızca 26 yaşında olan Cafiero, Rimini ve Saint-Imier kongrelerinde büyük ölçüde anarşist hareketin başlıca mali destekçisi rolü nedeniyle böyle bir tanınma elde etti. İtalya’ya, ardından İsviçre’ye gönderdiği cömert ödeneği kesen küskün kocası nedeniyle Prenses Obolensky’nin yerini alarak Bakunin’in yeni koruyucusu haline geldi. Cafiero, birçok delegenin masraflarını ödedi. Bu andan itibaren muazzam servetini tamamen Bakunin’in hizmetine soktu. Sonraki yıl Bakunin’e İsviçre’de “la Baronata” adlı bir villa satın aldı; villanın onarımı ve iyileştirilmesi sonraki yıl boyunca kalan servetinin çoğunu tüketti.

Başlangıçta, gerçekten değer verdiği tek sınıftan, yoksullar, kendisini uzak tutan bir durumdan sonunda kurtulmuş, bir cüzzam kolonisinden ayrılan bir adamın sevinciyle servetinden kurtulmuş gibi görünüyordu. Para lanetinin, herkesi bir şekilde mahvettiği gibi kendisini de mahvettiğini düşünüyordu. Bakunin’in fikirlerine, para lanetini sonsuza dek sona erdirmenin dünyanın en iyi şansı olarak duyduğu inancın samimiyetinden şüphe edilemez. Yine de, Cafiero, Bakunin’i savurganlıktan ve genç eşi Antonia’nın maddi refahına anarşist olmayan bir bağlılıktan şüphelenmeye başladıkça, iki adam arasında sonunda kişisel bir düşmanlık ortaya çıktı.[14]

Bu sırada Cafiero, kendisinin ve Bakunin’in her an gerçekleşeceğinden emin oldukları ayaklanma için 250’den fazla askeri tüfek ve tabanca satın aldı. İtalya’nın her yerinde, kötüleşen ekonomik koşullar ve işsizlik öfkeli gösterilere yol açtı. Costa ve çok genç Errico Malatesta (1853-1932) gibi diğer anarşist liderlerle birlikte Cafiero ve Bakunin, Ağustos 1874 için ulusal bir eylem planını koordine etmeye çalıştı. Cafiero tarafından kaleme alınan bir propaganda bildirisinde anarşistler, İtalya köylülerinin kurtuluşunun yakın olduğunu ilan etti. Komplocular, Toskana, Marche, Lazio, Puglia, Kampanya ve Sicilya’da eş zamanlı devrimci şiddet patlamaları öngörüyordu; merkez üssü, Bakunin’in bizzat operasyonları yöneteceği Bologna’ydı. Ancak yetkililer komplodan en başından beri haberdardı. Tek bir el silah atılmadan, ayaklanmanın İtalya’daki baş organizatörü Costa’yı tutukladılar. Daha da kötüsü, köylüler, ayaklanmanın hedeflenen yararlanıcıları, Bakuninciyi kurtarıcı olarak kabul etmeyi reddetti ve onları polise ihbar etti; polis de komployu kolayca ezdi. Bakunin, bir rahip kılığında sahneden utanç verici bir şekilde kaçtı. Diğer liderlerin çoğu hapiste sona erdi. Ağustos 1874’ün fiyaskosu, İtalya’daki anarşist harekete büyük zarar verdi.[15]

1874 ilkbaharı ve yaz başında Olimpia Kutuzov adlı bir devrimciyle birlikte olmak için Rusya’da bulunan Cafiero, Bologna ayaklanmasına katılmadı. Olimpia ile Baronata’da tanışmış ve ardından onunla evlenmek için Rusya’ya gitmişti. Aşk için evlenmedi, yalnızca Rus yetkililer onu bir yıkıcı olarak alıkoymaya çalıştığında Olimpia’ya Batı’da sığınma vermek için evlendi. Cafiero, onu tanımlayan birçok kişiye sıcak ve cana yakın bir adam olarak görünse de, tamamen hayatının çalışmasına gömülmüştü. Olimpia onu bir kadın olarak değil, bir yoldaş olarak ilgilendiriyordu. Tutkusunu, görünüşe göre, tamamen davaya ayırmıştı.[16]

Baronata üzerindeki kavgalar ve 1874 ayaklanmasının felaket sonucu, Cafiero’nun Bakunin ile ilişkisine ciddi zarar verdi; Bakunin iki yıl sonra öldü. İki adam sonunda barıştı, ama Bakunin bir daha Cafiero’nun hayatında hâkim bir varlığa sahip olmadı. Cafiero, devrimin gerçeğini arayışına yorulmadan devam etti. 1875’te İtalya’nın ilk günlük sosyalist gazetesi La Plebe ile kısa ama önemli bir ilişki başlattı. Çok iyi bir gazeteci olmadığını kanıtladı. Hiçbir zaman kolay yazan biri olmayan Cafiero, günlük gazete çalışmasının taleplerinde zorlandı. Zaten elle çalışmayı tercih ettiğini iddia ediyordu, bunu söz üretmekten daha soylu buluyordu. Bir zamanlar zengin bir gösteriş budalası olan Cafiero, şimdi geçimini sağlamak için çalışmak zorundaydı ve bir otelde çöp boşaltma da dahil olmak üzere bulabildiği her işi yaptı. Önemli değildi. İç dünyası onun için anlamla doluydu.

Cafiero’nun Kasım 1875’te La Plebe’de yayınlattığı bir makale, bu iç dünyaya dair bir fikir veriyor. “Zamanlar Henüz Olgunlaşmadı” başlıklı makalede Cafiero, devrime duyduğu sınırsız ve her zaman genç tutkuyu açığa vurdu. Zamanların devrim için asla olgunlaşmadığını, ancak kişi gerçek bir devrimci ise bunun geçerli olmadığını söyleyerek başladı. Kendilerini devrimci olarak adlandıran birçok insan, aynı zamanda pratik bir mesele olarak statükonun gerçekliğini kabul ederken devrimci bir poz takınmayı önemsiyordu. Liberal ilericileri, gerçek ilerlemenin en kötü düşmanları olarak kınadı.

Toplumun kötülüklerinden tutkuyla şikayet etmek konusunda her zaman güvenilebilirlerdi, ama bir anlığına bile bir şeyi sistemik bir şekilde değiştirmeyi istemezlerdi. Toplumun ahlaki vicdanının bu profesyonel bekçileri, ilke olarak devrimin geçerliliğini kabul ediyorlardı. Destekleyebilecekleri devrimleri düşünebiliyorlardı, ama İtalya’nın şimdi ihtiyaç duyduğu devrimi değil. O belirli devrim onları korkutuyordu, çünkü kendilerini yerleştirdikleri, fiziksel rahatlıklarının ve toplumsal statülerinin bağlı olduğu düzene ahlaki açıdan üstün eleştirmenler olarak her iki dünyanın en iyisinden gerçekten keyif aldıkları statükoyu sona erdirirdi. Bu tür bireyler için zamanlar devrim için asla olgunlaşmıyordu, yalnızca onun hakkında konuşmak için, çok başarılı oldukları meydan okuma güzel jesti için olgunlaşıyordu; belki de kendilerini bile acı çeken insanlığın şövalyeleri olarak samimiyetlerine ve değerlerine ikna ediyorlardı. Ama gerçek devrimci için “adaletsizliğe vurmak için zamanlar her zaman olgunlaşmıştır.” Cafiero, “düşüncesizce, onursuzca, hayatsızca solup giden insanlığın büyük bir kısmının” kurtuluşu için haçlı seferine başlamak için şimdiki zamandan daha iyi bir zaman olmadığı sonucuna vardı.[17]

Bakunin ile kopuşundan sonra, Cafiero’nun en yakın işbirlikçisi uzun süre, aynı zamanda Puglia’lı ama o zamanlar Napoli’de yaşayan Emilio Covelli oldu. Benzer sınıf kökenlerinden gelen Covelli ve Cafiero, aynı yıl doğmuş ve önce Molfetta’daki papaz okulunda, sonra Napoli Üniversitesi’nin hukuk fakültesinde okumuştu. İki genç adamın yolları, üniversiteden mezun olduktan sonra sonunda ayrıldı. Cafiero, Floransa’da diplomatik kadroya katıldı, Covelli ise akademik çalışmalarını iki Alman üniversitesinde sürdürdü: Heidelberg ve Berlin. Berlin Üniversitesi’nde Covelli, tarihte sınıfın rolü ve daha birçok konuda Marx ile çatışan sosyalist düşünür Eugen Dühring’in derslerine katıldı. Bu şekilde Covelli, Marx’ın düşüncesiyle temas kurdu. Dühring’in Marx hakkındaki olumsuz değerlendirmesini paylaşmadı. Nitekim Covelli, Napoli’nin Rivista Partenopea dergisi için Kapital hakkında hayranlık dolu bir eleştiri yazdı; bu, İtalya’da Marx’ın başyapıtına dair ilk duyurudur. Ayrıca Marx’ın fikirleri hakkında, en dikkate değeri 1874 tarihli “L’economia politica e la scienza” olmak üzere başka makaleler de yazdı.[18]

Covelli, 1870’lerin ortalarında İtalya’ya döndüğünde, ülkede Marksizmi takdir etmek için eşi benzeri olmayan bir dilbilimsel ve akademik hazırlığa sahipti. Yolu daha sonra tekrar Cafiero’nunkiyle kesişti. Cafiero’yu Locarno’da ziyaret etti ve ardından eski dostunun anarşist derneğinin Napoli kesimine katıldı. İtalyanlaşmış Alman sosyolog Roberto Michels (1876-1936), bir keresinde Cafiero ve Covelli gibi adamların, Marx’ın kapitalizm eleştirisinin temel özünü reddetmeden Marksizmin otoriter karakterine duydukları tiksintiden dolayı anarşist olduklarını belirtmişti. Michels için Marksizm ve Bakunincilik, birbiriyle yakından ilişkili iki radikal düşünce sistemi olarak işlev görüyordu. İkisi de kapitalizmin silinip giden bir kınamasıyla başlıyordu. İkisi de sonra farklı araçlarla, ama aynı sosyalist amaçları arıyordu. Michels’e göre farklılıklar atlanmamalıydı, ama Bakunincilik ve Marksizm hakkındaki geleneksel bilgelik benzerlikleri atlıyordu. Marksizm, “İtalyan sosyalistlerinin zihniyetine” Bakunin aracılığıyla girdi. Michels’in İtalyan sosyalizminin tarihini anlatışında Bakunin, Marksizmin müjdesine yol hazırlayan bir tür Vaftizci Yahya olarak görünüyor: “İtalyan işçilerinin, Bakunincilik fikirleriyle doymuş olarak, Marx’ın fikirlerini almaya psikolojik olarak hazır olduğu söylenebilir.”[19]

Bakunincilik ile Marksizm arasındaki yakın aile ilişkisi hakkındaki Michels tezi, Covelli ve Cafiero’nun bu iki ideoloji arasında belirgin bir çatışma olmadan gidip gelen ideolojik güzergâhlarını açıklamaya yardımcı olur. Her iki adam da aralarında ya/ya da seçimi yapmak zorunda olduğunu düşünmedi. Cafiero’nun durumunda, Marksizme geri dönüş, ani ya da keskin olarak nitelendirilemez, çünkü Londra’daki ilk Marx karşılaşmasından beri, o büyük adama hayranlık duymuştu. Bakunin’in kendisi de her zaman Marx’ın istisnai parlaklığını ve özgünlüğünü kabul etmişti. Marx’ı tanıyan ya da yazılarına bizzat aşina olan hiç kimse dürüstçe başka türlü davranamazdı, diye hemfikirdi Cafiero.

Covelli’nin 1875’te Locarno’da ortaya çıkışı, Cafiero’nun devrimci fikirleri ve teknikleri değerlendirmeye devam ederken Marksizme olan ilgisini kuşkusuz yoğunlaştırdı. 1874 ayaklanmasının tam bir başarısızlığı, Cafiero dahil anarşistleri utandırmıştı. Kesinlikle devrimden vazgeçmedi, ama açıkça bir şeyler korkunç bir şekilde yanlış gitmişti ve düzeltilmesi gerekiyordu. Hâlâ ve her zaman bir anarşist eylem adamı olan Cafiero, devrimci mücadelenin, köylü proletaryasının toprak sahiplerine ve kapitalistlere karşı nihai zaferini nasıl kazanacağının sırrını açığa çıkaracağını düşünüyordu. Doğru devrimci kavram ve taktik bileşimini arayarak, aklında mülkiyetsiz ve otoritesiz bir dünya anlamına gelen anarşizm ile komünizmin bir sentezini geliştirmeye başladı. Bu formüldeki anarşist unsur nedeniyle, eylemin propagandası zorunlu olmaya devam etti. 1876-1877 kışında Cafiero ve Malatesta, 1874’ün utancının intikamını alacak ve devrimin zaferine zemin hazırlayacak tam da böyle bir eylemi planlamaya başladı. Capua’da toprak sahibi bir ailede doğan ve bir zamanlar Napoli Üniversitesi’nde tıp öğrencisi olan Malatesta, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında İtalyan anarşizminin başlıca figürü ve Cafiero’nun en yakın dostlarından biri olacaktı.

Bu sefer anarşist plan, Villari’nin 1875’te yayınlanan şok edici makalelerinden bu yana anti-kurumsal duygularla aşınmış ve toplumsal şiddete meyilli olduğu bilinen bir ülke kesimine yoğunlaşmış bir saldırıyı öngörüyordu. Napoli’den çok uzak olmayan Matese dağlarındaki tarım köyleri, köylülerin devlete karşı Risorgimento sonrası savaşı olan Eşkıyalık’ın (Brigandage) bir odak noktası olmuştu. Yalnızca bir şiddet olayında, Ağustos 1861’de, yerel bir köylü çetesi kırk beş asker ve bir subayı öldürmüş, bu da devletin verdiği yakıp yıkma tepkisine yol açmış ve çok sayıda infaz ve sürgünle sonuçlanmıştı.[20] Bunu izleyen “sükunete kavuşturma”, Eşkıyalık’ın en acımasızlarından biri olmuştu ve bölge hâlâ köylü hoşnutsuzluğuyla kaynıyordu. Cafiero ve Malatesta, burada devrim için kesin bir darbe vurulabileceğini düşündü. Buna göre, Nisan 1877’de İtalyan devletine karşı bir köylü devrimini ateşlemekle görevli silahlı bir kuvvet topladılar.

Bir kez daha, polis komplodan en başından beri haberdardı. Liderliğe ve örgütlenmeye duyduğu tiksinti güvenliği imkânsız kılan anarşist hareketi kolayca ele geçirmişlerdi. Matese dağlarında bile anarşistler, güç tarafından yozlaştırılmamak için her gün ayin gibi liderlerini değiştiriyorlardı. Sözlükte yan yana duran kaos ve anarşi, fiiliyatta da bir ve aynı hale geldi.

Yetkililer her hareketlerini takip ederken Cafiero ve diğerleri, şaşkına dönmüş bir köylü kalabalığına özgürlük, adalet ve sosyalizm ilan ederek Letino köyüne indi. Cafiero bu insanlara hitap etti ve gözlerinin önünde açılan devrimin karakterini açıklamaya çalıştı. Vergilerin ve askere almanın sonu hakkında söylediklerini beğendiler. Konuşmasını bitirdiğinde “Yaşasın Uluslararası, yaşasın Letino’nun komünist cumhuriyeti,” diye bağırdılar. Ortak arşivdeki bazı toprak tapu belgelerini yaktıktan sonra anarşistler, Letino’nun özgürleştirildiğini ilan ettiler ve bir sonraki fetihlerine doğru yola devam ettiler.[21]

Yakındaki Gallo’da isyancı çete, cemaat rahibini kasaba için planlarından haberdar etti. Rahip, inananlara döndü ve onları temin etti: “Korkmayın. Bir hükümet değişikliği ve kâğıtların yakılması olacak. Hepsi bu.” Toplumsal devrim hakkında daha fazla konuşma izledi. Anarşistler ardından bazı toprak tapularını ve kral II. Victor Emmanuel’in bir portresini yaktı. Başka bir kasaba özgürleştirilmişti.[22]

Bu iki fetihin gerçek dışılığı kısa süre sonra ortaya çıktı. Yakalanıp hapse atılmadan önce bile bir kar fırtınası anarşistleri tamamen hazırlıksız yakaladı. Soğuktan ve açlıktan perişan olan gruptakiler, hızla yaklaşan hükümet birliklerine karşı son bir direniş yapmayı konuştular. Bu olası şehitler için ne yazık ki, fırtınadan ıslanmış silahları ateş almadı. Askerler, isyancıların neredeyse tamamını hiçbir direnişle karşılaşmadan yakaladı. Yirmi altı anarşistten oluşan bir grup, kurtarmaya geldikleri köylülerin eline düştü; köylüler onları derhal yetkililere teslim etti.[23]

Bir kez daha, üç yıl önce olduğu gibi, anarşistler devletin elinde tam bir yenilgiye uğradı. Beceriksiz devrimci taktikleriyle anarşistler, kendilerinin devlete karşı anarşizmin ön saf silahı olduklarını kanıtlamışlardı.

1877’nin sözde Benevento hezimeti, anarşizmin İtalya’daki kaderini mühürledi. İtalyan solunun baskın gücü olarak hızla geriledi. Bakunin’in ilham veren karizmatik kişiliği olmadan, İtalyan anarşistler bir güven krizi yaşamaya mahkumdu. O yaşarken bile hareket bölünmüşlükten muzdaripti. Sürekli devrim için ısrar eden Cafiero gibi aşırılık yanlıları, 1874’ün başarısızlığından sonra onu on yılın sonuna kadar yasal sosyalizmi benimsemeye götürecek yeniden değerlendirme sürecine başlayan Costa gibi görece ılımlılarla uğraşmak zorunda kaldı. Böylece, Bakunin’in yaşamı boyunca, herhangi bir anarşist hareket asla monolitik olabilseydi bile, onun hareketi zaten monolitik olmaktan çıkmıştı.

Ayrıca, Bakunin’in çekiciliğinin ve büyüleyici belagatinin sahneden kalkmasıyla anarşizmin entelektüel tutarsızlığı sorunu daha belirgin hale geldi. Bakunin, proletarya diktatörlüğü teorisindeki zorbalık potansiyelini belirtmede büyük bir kavrayış göstererek Marx’a karşı yıkıcı bir karşı yumruk atmıştı. Ancak Bakunin’in kendi siyasi teorileri, “kolektif, görünmez bir diktatörlük” olarak işlev görecek devrimci bir seçkinler zümresi kavramı etrafında dönerek, pratikte, hayal ettiğinden çok daha az net bir şekilde tanımlanmış bir Marksizm alternatifine tekabül ediyordu.[24] Bakunin’in ölümünden sonra yasal sosyalizm davasına akın eden birçok anarşiste, onun desteklediği kendi kendini atayan yargıçlar ve jüri üyeleri komplolarının, usul süreci ya da denge ve fren mekanizmalarına hiçbir önem vermeden, kendi içinde de zorbalık tohumları taşıdığı giderek daha açık hale geldi. Nitekim bir anarşist kabal, en mutlak otorite biçimlerinden biridir. Bakunin, tüm insanlar için mükemmel özgürlük idealiyle bu idealin nasıl uygulanacağına ve tanımlanacağına kendisinin karar vermesi gerektiği konusundaki ısrarı arasındaki çelişkiyi hiçbir zaman çözememişti.

Şimdi 30 yaşında olan Cafiero, sonraki on altı ayı hapiste geçirecekti. Kendisine ve suç ortaklarına yöneltilen suçlamalar son derece ciddiydi: devlete karşı komplo, silahlı isyan, kundaklama, devlet mülkü ve ekipmanının tahribi, soygun, kamu fonlarının çalınması ve bir karabinierin öldürülmesi ile bir diğerinin yaralanması. Bir süre, Cafiero ve diğer elebaşları için devletin idam cezası isteyeceği görünüyordu. Kral II. Victor Emmanuel’in 1878’deki ölümünün zamanlaması sayesinde anarşist mahkumlar için her şey mutlu sonla bitti. Mahkemeler, Benevento ayaklanmasının siyasi bir suç sayılacağına karar verince, mahkumlar yeni kral I. Umberto’nun ilan ettiği af kapsamına girebildi. İki bin sevinç dolu iyi niyetli insandan oluşan bir kalabalık, mahkumları serbest bırakıldıklarında karşıladı. Çok geniş yankı uyandıran bir kutlama ziyafeti izledi. Pasquale Turiello, klasik Governo e governati in Italia (1882) adlı eserinde bu kutlamayı, ülkenin siyasi kurumlarının halkla tatmin edici bir uyum bulmakta ne ölçüde başarısız olduğunu açıkça gösteren “büyük önem” taşıyan uğursuz bir işaret olarak adlandırdı.[25]

Cafiero ve Marksizm

Cafiero, hapisteyken Kapital’in Fransızca çevirisini okudu. Kitap onu parlaklığıyla elektriklendirdi ve derhal üzerine bir yorum yazmaya girişti. Cafiero Ağustos 1878’de hapisten çıktığında yayına hazır kısa bir kitabı vardı. Ertesi Şubat, eski gazetesi La Plebe, Kapital’in otuz birinci bölümü olan “Sanayi Kapitalizminin Doğuşu”nun İtalyanca çevirisini tefrika olarak yayınlamaya başladı ve Mart ayında gazete, kitabın tamamının bir “özet”inin yakında yayınlanacağını duyurdu. 20 Haziran 1879’da Il Capitale di Carlo Marx brevemente compendiato da Carlo Cafiero, Libro Primo, Sviluppo della produzione capitalista basıldı. Söz İtalya’ya ulaşmıştı.

Önsözde Cafiero, Marx gibi büyük bir özgün sosyalist düşünürün “İtalya’da fiilen bilinmiyor” olmasından yakındı. Cafiero, kendi kitabının “yıkan, ezen ve yüzyıllardır süregelen hatalar ve yalanlar binasını rüzgara savuran yeni gerçeğe” sadık bir kılavuz olmasını istedi. Dünyanın her yerindeki devrimciler, kapitalizme karşı belirleyici savaş için ihtiyaç duydukları entelektüel zırhı onda bulacaktı. Marx, devrimcilere “dehasının tüm modern bilimlerden türetebildiği her türden yeni silah, araç ve makineyi büyük miktarda” vermişti. Daha önce neredeyse hiçbir şeyin var olmadığı yerde Marx, bilimsel sosyalist anlam evrenini tasarlamıştı. Cafiero, Kapital’in çağın diğer tüm entelektüel başarılarının üzerinde yükseldiğini düşünüyordu.[26]

Compendio, 126 sayfasında Kapital’in özlü analitik bölümlerinden geniş pasajlar içeriyor, İtalyan okurlara Marx’ın çığır açan kitabıyla ilk önemli temaslarını sağlıyordu. Cafiero, Kapital’in içeriğini özetlerken temel kavramlarına özel dikkat gösterdi: emek değer teorisi, mülk edinme, işbölümü, sermaye birikimi ve yabancılaşma. Kapital’deki en canlı pasajlar, kapitalizm altında işçi sınıfının sefaletiyle ilgilidir ve Cafiero bu temayı her şeyin üstünde vurguladı: kapitalistler işçiye dikkat ediyorsa, “bu yalnızca onu sömürmenin en iyi yolunu incelemek içindir.” Cafiero, kapitalist fabrika sisteminin acıklı etkilerine birçok sayfa ayırdı. Marx, diye ileri sürdü, kapitalizm altında fabrika yaşamının gerçek amacını ve tarihini açıklamak için başka herhangi bir devrimci düşünürden daha fazlasını yapmıştı; bu yaşamın “her şeyi açıklayan ve her şeyi ebedi yasalarıyla haklı çıkaran ilahiyatçılardan” hiç eksiği olmamıştı. Kapitalistler statükoyu savunmak için pahalı entelektüel yetenek karşılayabiliyordu, ama Kapital, herkesin görebilmesi için tüm bozuk, ahlaksız ve yıkıcı sistemi çıplak bıraktı.[27]

Marx örneklerinin çoğunu İngiltere’den almıştı, ama Cafiero, İtalyan izleyicileri için “tüm modern ulusların” zaten sanayileşmede İngiliz yoluna girmiş ya da neredeyse girmiş olduğunu belirtti. Bu yüzden İngiltere’nin toplumsal ve ekonomik gelişmeleri, Avrupa’nın diğer ülkelerinin kendi geleceklerine bakabilecekleri bir pencere olarak hizmet ediyordu. İtalyanların Kapital’i okumak için başka bir nedeni daha vardı. Marx tarafından bu kadar canlı bir şekilde tanımlanan, kapitalizm altında İngiliz köylülüğünün kaba ve vahşi sömürülmesi, İtalyanlara gelecekleri değil, şimdiki durumlarına dair bir anlayış verecekti. Marx’ın İngiliz tarımının çöküşüne dair yürek burkan tasviri, çağdaş İtalyan durumuyla birçok çarpıcı paralellik içeriyordu. Doyumsuz açgözlülükleriyle motive olan “para adamları” her şeyi kontrol ediyor ve dönüştürüyordu. İlerleme, modern dünyanın temel gerçekliklerini gizlemek için kullanılan bir örtmece idi. İlerleme, insanlığın iyileştirilmesi için Prometeci bir arayışın sonucu olarak kendiliğinden ortaya çıkmıyordu, aksine dünyanın efendileri adına bir dizi teknolojik, kültürel ve toplumsal değişim olarak ortaya çıkıyordu.[28]

Efendiler, tahakkümlerini sürdürmek için hiçbir şeyden çekinmeyecekti. Şimdi, Avrupa emperyalizmi sayesinde, tüm dünyayı hiç olmadığı kadar kontrol ediyorlardı. “Kanlı bir hüzün öyküsü”, modern kapitalizmin “yararlarını” tüm halklara genişletmişti. Burada Cafiero kendine kişisel bir ara verme izni verdi. Kapitalizmin Avrupa emperyalizmini dünya çapında dayatmadaki korkunç şiddet ve zulüm sicilime rağmen, burjuva adaleti 1877’de Benevento’daki anarşistleri “kan tutkuları” (la libidine di sangue) nedeniyle ciddiyetle suçlamıştı. Devrimci şiddet, kapitalizmin dehşetleriyle kıyaslandığında önemsiz kalıyordu. Yalnızca Marx’ın Kapital’de analiz ettiği türden devrim, kapitalizm tarafından düzensizleştirilmiş, ihlal edilmiş ve travmatize edilmiş bir dünyaya “en eksiksiz düzenin, barışın ve mutluluğun dengesini” geri getirebilirdi. Doğası gereği akılcı ve toplumsal olan insan, her yönünü mülk edinme ve kendine gömülmenin canavarca bir çılgınlığına indirgeyen kapitalist sistem altında doğaya aykırı bir yaşam sürüyordu.[29]

Cafiero, Compendio’nun iki kopyasını Londra’daki Marx’a gönderdi. “Stimatissimo Signore” (Sayın Efendim) ile başlayan ekli bir mektupta, yayınlanmadan önce Marx’ın elyazmasını görmesine izin vermediği için özür diledi. Bunu yapmayı amaçlamıştı, ama sonra beklenmedik bir şekilde bir yayıncı ona bir teklif sunmuştu. Marx’a şöyle açıkladı: “Elverişli bir fırsatı kaçırma korkusu, önerilen yayına razı olmam için beni harekete geçirdi.” Cafiero, Marx’a “en derin saygısını” ifade ederek ve Kapital’e karşı doğru davranmış olmayı umarak mektubunu sonlandırdı.

1872’de Uluslararası’yı terk etmesinden bahsetmedi.[30] Marx, Cafiero’nun kitabını büyük bir övgüyle yanıtladı. Marx, Cafiero’ya Fransızca yazmış olsa da, gençliğinde İtalyanca’yı ciddi bir şekilde çalışmış ve dili oldukça iyi okuyordu. Marx, eserinin bu tür çoğu özetinin yüzeyselliği, yanlış temsili ve tamamen uydurmalarıyla kendisini hayal kırıklığına uğrattığından şikayet etti. Cafiero, diye devam etti, fikirlerinin neredeyse tümüne hakim olmuştu. Compendio’da yalnızca “bir görünürdeki eksiklik” fark etmişti: Cafiero, “proletaryanın kurtuluşu için gerekli maddi koşulların, kapitalist sömürünün gelişmesiyle kendiliğinden nasıl üretildiği” konusundaki argümanını ele almamıştı. Marx, aynı şekilde 1872’nin nahoşluğunu inceden inceye görmezden gelerek, Cafiero’yu gelecekteki bir yorum eserinde atlanan temaya geri dönmeye teşvik etti.[31]

Cafiero, Marx’ın tavsiyesini takip etmeye girişti. 1880’de Lugano’da yaşarken, bu sefer Crepafame (Açlıktan Ölmek) ve Succhiasangue (Kan Emici) adlı iki karakter arasında dramatik bir diyalog biçiminde, Marksist düşünce üzerine başka bir deneme yazmaya başladı. Sonraki yıl Eylül ayında İsviçre polisi, bu elyazması tamamlanamadan el koydu. Cafiero’nun şiddet yanlısı bir anarşist olarak kötü şöhreti, polisle karşılaşmalardan kaçınmasını giderek zorlaştırıyordu.

Kasım 1880’de Cafiero, Marx hakkındaki görüşlerinin bir güncellemesini yayınlamayı başardı: “Anarşi ve Komünizm”, o yıl başlarında bir anarşist kongreye verdiği bir konuşmanın özeti. Bu noktaya gelindiğinde, Bakunincilik ile Marksizmin tek bir sosyalist sentez içinde birleştirilmesi, entelektüel yaşamının en yüce davası haline gelmişti. Anarşizm ve komünizmi, “devrimci idealimizin” iki temel terimi olan özgürlük ve eşitliğin eş anlamlıları olarak görüyordu. “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre”: Marx, bu ölümsüz sözlerle şimdiye kadar tasarlanmış en yüce toplumsal sistemin özünü özlü bir şekilde özetlemişti. Yine de komünizm, yalnızca anarşizmin sağlayabileceği bir düzeltmeye ihtiyaç duyuyordu. Proletarya diktatörlüğü biçimindeki komünizmin devletçi siyasi çözümü, Marx’ın sisteminde bir leke olarak kalıyordu. Anarşizmin devletsiz toplumsal düzeni, tıpkı Kapital’in eşsiz bilimsel titizliğinin anarşist teoriye eksik olan sosyo-ekonomik kavrayışları vereceği gibi, Marksizmi mükemmelleştirecekti. Anarşist-komünist sentez altında insanlar sonunda doğanın onlar için amaçladığı şey haline gelecekti: işbirlikçiler, dostlar ve kardeşler.[32]

Cafiero, anarşist-komünist geleceğin teknolojisini de hoş karşıladı. Kapitalistler, teknolojiyi kendi kârları için kullanmıştı. Kâr güdüsü ortadan kalktığında, teknoloji tüm insanlığın gerçek ihtiyaçlarına hizmet etmek için tasarlanacaktı. Geleceğin teknolojik araştırmasının tek güdüsü kamu yararı olacaktı. Sosyalizmin zaferinden sonra savaşa gerek kalmayacaktı. Şu anda kapitalistler tarafından ulus devletlerin savaş makinelerine ayrılan tüm para, iş gücü ve zeka, yeni düzende eğitime, tıbba ve emekli maaşlarına aktarılacaktı. Ayrıca, zenginlerin müstehcen lükslerine harcadığı muazzam meblağlar da genel fona girecekti. Toplumun kaynaklarının bu devrimci yeniden tahsisi nedeniyle insanlık, altın çağına girecekti: “iş, soysuz görünümünü kaybedecek,” çünkü insanlar, kapitalizmi aşarken doğayla bir olacaktı.[33]

“Anarşi ve Komünizm”in, ilkinden iki hafta sonra yayınlanan ikinci bölümünde Cafiero, işçi sınıfı ailesini “anarşist-komünizmin minyatür bir örneği” olarak yüceltti. Böyle bir ailede her üye maaşını eve getirir ve ortak bir kasaya koyar, tüm temel ihtiyaçlar karşılanır. Anarşist-komünizm, tüm toplumun “büyük bir insan ailesi” olması gerektiğini öğretti. Geleceğin insanları, doğumdan itibaren toplumu terimin tam anlamıyla gerçek aileleri olarak düşünmeye teşvik edilmelidir. Böyle bir kültür yalnızca anarşist-komünizm altında teşvik edilebilirdi. Anarşist-komünist sentez, toplumu Marx’ın değiştirilmemiş siyasi sisteminin tehlikeli otoriterliğinden korurken gerçek eşitliği elde etmek için en iyi şansı sunuyordu.[34]

Cafiero ayrıca, sosyalist kalenin kapılarında bir Truva Atı olarak gördüğü reformizmin artan önemine dair endişesini de dile getirdi. Her şeyin ortaklaşa tutulmasını istiyordu. Kendini sosyalist olarak adlandıran giderek artan sayıda insan, bu noktayı bulanıklaştırmak ya da özel mülkiyet ilkesini kabul ederek tamamen ortadan kaldırmak istiyordu. Cafiero, İtalyan solunun tarihinde reform sosyalizminin ilk büyük düşmanı olarak öne çıkıyor. Reform sosyalizmine yönelik hakaret dolu tepkisi, İtalya’da devrimci siyaset için bir çıkış noktası oluşturur.

Costa ile Çatışma

1880’e gelindiğinde Cafiero’nun eski dostu ve silah arkadaşı Andrea Costa, reformist sosyalist zihniyeti temsil eder hale gelmişti. Cafiero, herkesten daha çok İtalyan devrimci idealini cisimleştiriyordu. Bu iki tutkulu şahsiyet çarpışmaya mahkumdu ve İtalyan standartlarına göre bile olağanüstü bir söylemsel şiddetle çarpıştılar. Aralarındaki kopuş yavaş geldi. 1874’ün başarısız anarşist ayaklanmasının ardından başladı.

Costa, bu ayaklanmayı hazırlarken Bakunin ve Cafiero ile yakın çalışmıştı. Yenilginin sitem dolu ardından Costa, eski hayranları ve takipçilerinin çoğu tarafından İtalya’da devrim beklentileri konusunda aşırı iyimserlikle suçlandı. Bu eleştiriler onu incitti ve siyasi fikirlerini yeniden değerlendirmeye başladı. 1876’da hapisten çıktıktan sonra devrim çağrıları giderek daha yüzeysel hale geldi. Artık Cafiero’yu heyecanlandırmaya devam eden komplo ve silahlı isyan tutkusuna sahip değildi. Artık neredeyse her zaman iki adam, İtalyan anarşistleri uzlaşmacı kademeliler ve uzlaşmaz devrimcilere bölen meselelerin karşıt taraflarında buluyordu. 1874’ün aşağılanmasını her zaman aklında tutan Costa, sağduyuyu öğütlerken Cafiero, derhal silahlı eylem için baskı yapıyordu. Costa’nın fikir değişikliğinin gerçeği, 1877’de Güney’de bir ayaklanma için Cafiero’nun planını desteklemeyi reddettiğinde ortaya çıkmaya başladı. Şemayı, gerçeklikten kötü tasarlanmış ve zamanlaması yanlış bir kaçış olarak eleştirdi. Analizinde kehanetsel olsa da, Costa bu bölümde zayıf bir figür sergiledi. Romagna’da geride durdu, Cafiero’nun ayaklanması başarılı olursa bundan yararlanmayı umuyordu. 1881’deki belirsiz ifadesi, “Hareketi onaylamadığım doğru, ama onu kolaylaştırmak için hiçbir şey yapmadığımı söylemek yanlış,” içinde bulduğu acımasız ikilemi mükemmel bir şekilde yakalıyor.[35] Bunu kamuoyunda ya da kendisine bile itiraf edemeden Costa, devrim fikrine olan inancını kaybetmişti. Yasal sosyalizme davaya ihanet olarak hâlâ şiddetle direnirken, Bakuninci gençliğinin değerlerini henüz onların yerine geçecek şeyler bulmadan terk etmişti. 1877’den sonra devrimci ve yasal sosyalizm arasında üçüncü bir yol aramaya devam etti, ama bu çaba onu birbiri ardına çelişkiye ve laf ebeliğine sürükledi. Sonunda 1882’de Costa, sosyalist bir milletvekili olarak parlamentoya adaylığını koyarak, İtalya’da bunu yapan ilk kişi olarak, yasal sosyalizmi tam ve açık bir şekilde benimsedi.

1880’de Costa, Rivista Internazionale del Socialismo’yu, ardından ertesi yıl haftalık Avanti!’yi kurmuştu. Costa, bu yayınları, 1879 yazında “Agli amici di Romagna” başlıklı açık bir mektupla kamuoyuna açıklamaya başladığı hızla olgunlaşan siyasi planları için başlangıç noktası olarak kullandı. Costa’nın merkeze doğru manevrası Cafiero’yu öfkelendirdi. Bir dosta, Francesco Pezzi’ye, Cafiero Kasım 1880’de hâlâ devrime inandığını yazdı: “Kraliyet birliklerine karşı savaşmaktan başka hiçbir düşünce olmaksızın basit bir asker olarak kaydolmaya hazırım.”[36] Kapitalizmin reforme edilemeyeceğinde ısrar etti. Yalnızca insanlar sömürücüler için kâr yerine insani ihtiyaçlara dayalı bir toplumsal sistem isterse yok edilebilirdi.

İki hafta sonra Cafiero, Floransa’daki anarşistlere yazdığı bir mektupta aynı duyguları ifade etti. Bir kez daha anarşist komünizm idealini öne sürdü. Costa’nın fikri, sosyalistlerin burjuva kurumu olan parlamentoya katılıp hükümetle çalışması, “devrimci partimizin vebası” olarak adlandırdı. Cafiero, Costa’nın “küçük ve pratik programlarını” şiddetle kınadı. Statükoyu güçlendirerek ve devrim gününü erteleyerek, bu minimalist adımlar doğrudan burjuvazinin elini güçlendiriyordu. Bunun yerine Cafiero, derhal devrimci eylem önerdi: “Yolumuzdaki ilk adım mevcut düzenin yıkımı olmalıdır.” Sözlerin bir anlamı olmak zorundaydı. Sosyalizm devrim demekti, yoksa hiçbir şey demek değildi. Costa’nın terimi tanımlaması onu kapitalizmin bir eşanlamlısı yaptı ve bu onu sosyalizmin bir düşmanı yaptı.[37]

Cafiero için, Costa’nın reformizmini ve bunun İtalyan sosyalizmi için oluşturduğu ölümcül tehlikeyi ifşa etmeyi kendine görev edindiği ateşli bir edebi faaliyet dönemi başladı. Aralık 1880’de “Eylem” başlıklı bir makale yayınladı ve bu makalede Costa’ya kamuoyu önünde meydan okudu. Karşı çıkışı şu öncülle başladı: Costa’nın şimdi önerdiği gibi burjuva siyasi kurumlarıyla işbirliği yapmak, sosyalizmden kapitalizme ciddi bir alternatif olarak vazgeçmekti. Bu apaçık gerçeğin etrafından dolaşmanın bir yolu yoktu. Kapitalizm rekabet ve kâr anlamına geliyordu, sosyalizm işbirliği ve eşitlik anlamına geliyordu. Bu iki kavram, söylemsel olarak dışında asla kaynaştırılamazdı ve söylemsel bir araç olarak yasal sosyalist onları kaynaştırma girişiminin, kapitalizm için bir perde olarak, çok şey lehine söylenecek şeyi vardı. Cafiero, eğer gerçek hedef sosyalizmse, o zaman belirli adımların atılması ve diğerlerinin kaçınılması gerektiğini savundu. Her şeyden önce, kapitalistlerle yatağa girmekten kaçınılmalıydı. Bir diğer zorunluluk eylemdi: “O halde, ihtiyacımız olan şey eylemdir, eylem, her zaman eylem. Eylemle, hem teori hem de pratik aynı anda kazanılır, çünkü fikirleri üreten eylemdir ve onları dünyaya yayan da yine eylemdir.”[38]

Eylem derken Cafiero, sosyalist milletvekillerinin parlamentoda oturmaya gönderilmesini kastetmiyordu. Hangi gerçek devrimci, diye merak ediyordu, böyle bir fikre kapılabilirdi. “Hayır, bin kere hayır. Burjuvazinin manevralarıyla hiçbir ilgimiz olmasını istemiyoruz. Baskıcılarımızın oyununu oynamamalıyız, tabii onların baskısına katılmak istemiyorsak.” Devrimin statükoya karşı şiddeti gerektirdiğini savundu. Gerçek bir sosyalist devrimin gerçekleşmesi için belirli insanların öldürülmesi gerekecekti. Kapitalistler ve onların uşakları, tarih sahnesinden sessizce çıkmayacaktı. Direnecekler ve dirençlerinin aşılması gerekecekti. Costa bir zamanlar bu gerçekleri anlamıştı, ama onları unutmuştu. Cafiero, şiddetli anarşizmin mirasında gurur duyuyordu ve devrimcileri “bıçağı, tüfeği ve dinamiti” kullanmaktan çekinmemeye çağırdı. Sisteme karşı her eylem, diye iddia etti, devrimi ilerletiyordu.

Cafiero, okurlarına sokaklara çıkıp devrimi gecikmeden başlatmaları için yalvardı. Kapitalistlerin bir planı vardı: kitleleri boyun eğdirmek ve onları sömürmek. Kitlelerin, devrimci eylemin derhal uygulanmasını içeren kendi planlarına ihtiyaçları vardı: “Dostlarım, saldırıyı tamamen hazır olduğumuz güne kadar beklersek, asla saldırmayız.” Kitleler, devrim hakkında ancak devrimci eylem yoluyla öğrenebilirdi. Nasıl yüzüleceğini öğrenmek için kendilerini suya atmak zorundaydılar. “Jimnastik kasların gücünü geliştirdiği gibi,” devrimci eylem de ona katılanların siyasi keskin görüşlülüğünü etkiliyordu. Aynı zamanda Cafiero, devrimci liderliğin önemini vurguladı. Yalnızca “çok kısıtlı bir azınlık” devrime dair net bir anlayışa sahipti, ama kitlelerin kendi öçalıcılarına yanıt vereceğinden emindi. Bu liderler, bugünkü bağlamda parlamenter siyasetin aldatmacasından kaçınmak anlamına gelen çağrılarına sadık kalmak zorundaydı.[39]

Devrim Üzerine

Cafiero’nun bir sonraki denemesinde, en özgün eseri olarak öne çıkan, devrimci şiddetin teori ve pratiğini keşfetmeye devam etti. Bu denemenin tarihi bir polisiye roman gibi okunur. 1881’de “Sulla Rivoluzione”, Fransa’nın Saint-Cloud kentinde bulunan ve anarşistleri yasadışı eyleme kışkırtmak amacıyla polis tarafından gizlice desteklenen bir gazete olan La Révolution sociale’de tefrika olarak yayınlandı. Anarşist toplantılar ve yayınların bulanık dünyası, hükümet ajanlarıyla kaynıyordu. Cafiero, La Révolution sociale’in gerçek durumu hakkında hiçbir bilgiye sahip değildi. Makalesini kadrosuna gönderdi ve onu yayınlamaya başladılar. Birkaç tefrikadan sonra gazetenin finansmanı durdu ve gazete varlığını sonlandırdı. Cafiero’nun denemesinin yayınlanmamış kısmı doksan yıl boyunca kayboldu.

Bir üniversite öğrencisi, Gian Carlo Maffei, kayıp eseri keşfetti. İsviçre’deki İtalyan anarşist topluluğu üzerine tezi için araştırma yaparken, Konfederasyonun polis kayıtlarını tuttuğu Bern’deki Federal Arşiv’i inceledi. Orada “Kişisel Dosya, Cafiero Carlo” başlıklı bir klasör buldu. Klasör, 1881’den beri görülmemiş kağıtları, “Sulla Rivoluzione”nin eksiksiz 155 sayfalık elyazmasını da içeriyordu. Tarih araştırmacısının hayali gerçekleşmişti.[40]

Maffei’nin bulgusu sayesinde, şimdi denemenin daha önce varsayıldığı gibi üç değil, dört bölümden oluştuğunu biliyoruz: “Devrim ve Doğal Hukuk”, “Bizim Devrimimiz”, “Devrimci Pratik” ve “Devrimci Ahlak”. İlk iki bölüm, La Révolution sociale’de tam olarak yayınlanmış ve ardından Gianni Bosio tarafından Rivoluzione per la rivoluzione (1970) içinde yeniden yayınlanmıştı. Üçüncü bölümün bazı kısımları bu aynı yayınlarda görünmüştü. 1972’de Maffei, üçüncü bölümün eksik kısımlarını ve şimdiye kadar bilinmeyen dördüncü bölümü yayınladı.

Cafiero, denemeye Compendio del “Capitale” adlı eserinden bir alıntıyla başladı: “İşçilerin devrimi, devrim için devrimdir.” Birinci bölümde, “Devrim ve Doğal Hukuk”, devrimci şiddet sorununu ele aldı. Aslında böyle bir şiddeti bir sorundan çok bir çözüm olarak görüyordu. Cafiero, burjuvaziye açıkça tasfiye edileceklerini söz verdi. Kaderlerinin, zamanın başlangıcından beri mühürlendiğini yazdı. Devrimin doğal yasası tarih boyunca kaçınılmaz bir şekilde işledi ve şimdi kapitalizmin devrilme zamanı gelmişti. Marx’ın etkili bir şekilde açıkladığı gibi, kapitalizmin çelişkilerinden sosyalizm ortaya çıkacaktı. Bugünün patronları, kapitalizmi son sınırlarına kadar geliştirerek “devrimimiz için gerekli zemini” hazırlıyorlardı. Cafiero, bu yüzden kapitalistlere iyi iştahlar diledi: “yiyin ve doyana kadar yutun; çünkü her şeyi yediğinizde, sizi yemek bize düşecek.” Kendilerini semirtirlerse daha iyi bir tada sahip olacaklardı: “Ve ne kadar açız!”[41]

İkinci bölümde, “Bizim Devrimimiz”, Cafiero proletarya şiddetini tarihteki en yüce güç olarak yüceltti: “Ah, devrim, doğanın yüce yasası, yaşamın ve ilerlemenin yasası, adaletin ve sevginin yasası, özgürlüğün ve eşitliğin yasası. Kutsal devrim, aramıza geri dön; halklar arasında rotanı yeniden al, aralarında kesin krallığını kur ve iraden yerine gelsin.” “Bizim Devrimimiz,” diye devam etti, tüm geçmiş devrimlerin mirasçısıdır ve toplumsal düzene, dine, aileye ve mülkiyete karşı gücünü ve temel yönünü onlardan almalıdır. “Kahrolsun otorite!” diye haykırdı. “Zincirlerinin demiriyle,” diye öngördü, “isyandaki gladyatörler özgürlüğün kılıcını dövecek: yüzyıllardır süren köleliğimizin zincirlerinden, insan kurtuluşunun silahlarını üreteceğiz.” Sonra, kapitalizme karşı nihai savaştan sonra, her şey yoluna girecek ve insanlar uyum ve kardeşlik içinde yaşayabilecekti. Kapitalistler ve proleterler olmadan, tüm insanlar özgür ve eşit olacaktı: “Artık her biri herkese karşı ve herkes her birine karşı olmayacak.” Toplumsallık ilkesinin tam gerçekleşmesi, insanlık tarihinin son aşamasını getirecekti.[42]

Maffei’nin 1972’de “Rivoluzione”nin eksik bölümlerinin yayınlanması, üçüncü bölümdeki, “Devrimci Pratik”, önemli bir boşluğu doldurdu. Bu bölümün daha önce yayınlanan kısmında dışarıda bırakılan, Cafiero’nun herhangi bir devletin, hatta sözde işçiler tarafından kontrol edilen bir devletin bile aşırı tehlikesine yaptığı vurguydu. Maffei böylece Cafiero’nun orijinal argümanının simetrisini geri kazandırdı. 1972’ye kadar, üçüncü bölümde kapitalizmin Cafiero’nun münhasır önemli kaygısı olduğu görünüyordu, ama yeni eklenen sayfalarda otoriter sosyalizmin çok yönlü tehlikelerini uzun uzun anlattı. Bakunin’in, işçilerin devletinin “yeni ve korkunç bir canavar” olacağının aşırı olasılığı hakkındaki kasvetli beyanlarını tekrarladı. Marx’ın sisteminde izin verilen tek yönetici varlık olan proletarya diktatörlüğünün tam siyasi ve ekonomik güce sahip olması için, “hangi yeni ve canavarca bürokratik mekanizmanın yaratılması gerekmeyecekti ki?” Böyle bir devletin liderleri, bu kadar çok gücün yozlaştırıcı etkilerinden kaçamazdı, “ve yeni ve hatta daha korkunç siyasi baskıcılar ve ekonomik sömürücüler olacaklardı.” Cafiero, Bakunin’in ondan önce yaptığı gibi, proletarya diktatörlüğünün tam olarak gerçekleştirilmesinin insan kurtuluşunun ve özgürlüğün sonu olacağı konusunda uyardı. Bu tür diktatörler, devrimin davasını yok edecekti. Kıyaslandığında kapitalistleri ve hatta ortaçağ soylularını bile iyicil gösterecekti. Gücün her zaman neden olduğu yozlaşmadan kaçınmak için toplumun devletsiz hale gelmesi ve devletsiz kalması gerekiyordu.[43]

Hükümet yalnızca iki amaç için vardı: güçlü seçkinleri korumak ve savunmasız ve örgütsüz çoğunluğu baskı altına almak. Anarşist sosyalizm altında korunan seçkinler olmayacak, baskı altına alınan bir çoğunluk olmayacaktı. Herkes için bol miktarda maddi mal olan bir eşitler toplumu olacaktı. Tüm insanlar sonunda kendilerini tam ve özgürce geliştirebilecekti: “çalışmak, doğayla yaşamak, sanat eserlerinde güzel olanı hayran olmak, sevmek.” Her tür iş, her işin faydalı olması ve gerçek bir ihtiyaca hizmet etmesi nedeniyle topluma eşit derecede önemli olacaktı. Zenginlerin ayrıcalıklı ve şımartılmış yaşamlarının sürdürülmesi için muazzam kaynakların tahsisi, yalnızca anarşist komünizmin ortadan kaldırabileceği toplumsal ve ekonomik bozulmaları ortaya çıkarıyordu. Bu nedenle, diye sonuçlandırdı Cafiero, “devrimimizin başlıca amacı, insanın insanlığa yararsız ve tehlikeli faaliyet dayatma araçlarını elinden almak olmalıdır.”[44]

Denemenin dördüncü ve son bölümünün hiçbir kısmı La Révolution sociale’de görünmemişti. Bu bölümde Cafiero, eylemin propagandası için tutkulu bir çağrı yaptı. Sosyalist soldaki herkes, diye başladı, devrime inandığını iddia ediyordu, ama kaçı bu inanca göre hareket etmeyi ciddi olarak düşünüyordu? Marx onu, her şeyden önce Kapital’in entelektüel gücü ve özgünlüğü için, ama aynı zamanda etkileyici devrim çağrısı için heyecanlandırdı. Cafiero, Marksist devrim ile anarşizmin eylemin propagandası arasındaki yakınlıkları çok açık gördü. Bu iki kavram arasındaki farklılıklar pratikte teoride olduğundan çok daha az anlam ifade ediyordu. Marksizm, anarşizmin aksine, devrimci şiddet çağrısını ayrıntılı bir felsefi gerekçe ve karmaşık bir tarihsel teoriyle çevreliyordu. Ancak pratikte, gerekçe ve teori, bir devrimci durumun varlığına ikna olduklarında Marksistler için hızla arka plana çekiliyordu. Bu noktada anarşist ve komünist devrimci taktikler arasındaki farklılıklar önemli ölçüde azalıyordu ve kapitalizm altında hangi durum devrimci değildi ki? Cafiero, Marx’ın dürüst bir okumasının kaçınılmaz olarak, komünist devrimcilerin kapitalizme her verimli yolla direnme konusunda kalıcı bir yükümlülüğe sahip olduğu sonucuna götüreceğini düşünüyordu. Bakunin de aynı mesajı vaaz etmişti. Cafiero, Marksizmin, devrimci bir inanç olarak pratik temellerinde anarşizmden nasıl farklı olduğunu göremiyordu. Bunları tek bir varlık içinde kaynaştırarak Cafiero, kapitalizmin nihai baş belasını yaratmayı umuyordu.

Cafiero ayrıca, anarşizm ve komünizmin, 1870’lerin sonunda İtalya’daki solcu siyasetin büyük meselesi olan reform sosyalizmi konusunda birbirini güçlendirdiğinde ısrar etti. Marx ve Bakunin, solun ılımlıları, yani “devrimden vazgeçenler’’,  karşısında tek bir sesle konuştu. Cafiero, ılımlılığı sosyalizmin “sınırlanması, azaltılması, [ve] küçülmesi” olarak tanımladı. “Minimum programlarıyla” ılımlılar, sosyalizmi kitlelere getirme niyetinde değildi. Bunun yerine, kitlelerin dikkatini sembolik jestler ve anlamsız reformlarla dağıtarak kapitalist statükoyu korumayı amaçlıyorlardı. Cafiero, kapitalistleri mülksüzleştirme ve cezadan başka hiçbir şeyi hak etmeyen suçlular olarak görüyordu. Dünyanın işçilerini yağmalamış, baskı altına almış, işkence etmiş, sakatlamış ve öldürmüş olanlarla işbirliği anlaşmalarına girilemezdi. Cafiero, “Rivoluzione”yi Marksist ve Bakunincı aşırılığın coşkulu bir onaylamasıyla sonlandırdı: “Programımızı parlamenter bir anlamda azaltmak, indirgemek ya da sınırlamak, düşmanla anlaşmaktır, savaş bayrağını katlamak, halkı kandırmak ve devrimden vazgeçmektir.”[45]

Cafiero’nun Son Yılları

Cafiero, Costa’nın reformizmine ilanından beri karşı çıkmıştı, ama 1881 yazına kadar saldırıları acımasızca kişisel olmamıştı. Sonra 21 Temmuz’da Il Grido del Popolo’da yayınlanan “Romagna Yoldaşlarına” başlıklı öfkeli bir açık mektup gönderdi. Bir zamanların Romagna’nın büyük hatibi, devrim davasın “küçük hesaplar ve ufak reformlar [riformette] programı” için terk etmişti. İlk kez, Costa’yı isim vererek kınadı: “Evet, Costa bir dönektir, halkın devrimci inancının bir hainidir.” Cafiero, ona iyi niyetle hareket ettiği payını bile vermedi. Kariyerist Costa’nın, gücün ve siyasi fırsatın nerede yattığını görüp inançlarını buna göre değiştirdiğini iddia etti. Böyle bir hainin yaşamaya hakkı yoktu ve Cafiero, sadıkları ona devrimci adaleti uygulamaya teşvik etti. Mektubunu “Anarşist devrimde, ölene ve yaşayana kadar sizin” diye imzaladı.[46]

Cafiero’nun Costa’ya yönelik tehditleri, kişisel yaşamında karanlık bir dönemle çakıştı. Genel sağlığı bir süredir kötüleşiyordu. 1881 ilkbaharı ve yazında kilo kaybetti ve aşırı derecede solgunlaştı. Haziran ayında bir sinir krizi geçirdi. İyileştikten sonra Cafiero, Eylül ayında Marx ile buluşmayı umarak Londra’ya gitti. Marx, kendi sağlık sorunlarına bir çare aramak için şehri terk etmiş olduğundan, buluşma gerçekleşmedi. Cafiero, 1881-1882 kışını Londra’da geçirdi. Hastalığı kötüleşti. Akut bir zulüm saplantısı biçimini alan zihinsel kısmı, özellikle arkadaşlarını alarma geçirdi. İnsanlara karşı öylesine şüpheci hale geldi ki, Londra’daki kalışının sonuna doğru yalnızca Malatesta ile konuşuyordu. İki adam Hyde Park’ın ortasında buluşur ve Cafiero, Malatesta’nın kulağına sırlar fısıldardı. Daha sonra, bir anarşist konferansında Cafiero, delegeleri süzdü ve Malatesta’ya “Görmüyor musun? Hepsi casus,” dedi.[47] Bundan kısa bir süre sonra başarısız bir intihar girişiminde bulundu.

İtalya’ya döndükten sonra Cafiero, kaçınılmaz olarak deliliğe sürüklendi. Şehirden şehre sürüklendi. 8 Şubat 1883’te Floransa yakınlarındaki Fiesole’de bir hanın odasından ayrıldı ve tamamen çıplak bir şekilde tarlalarda dolaşmaya başladı. Yerel köylüler onu buz gibi bir su birikintisinde ayakta dururken buldu. Bir doktor ona ulaştığında, havale geçiriyordu. Yetkililer onu Floransa’daki San Bonifazio akıl hastanesine kapattı. Zihinsel dengesini bir daha hiçbir zaman tam olarak geri kazanamayacaktı.

Cafiero’nun deliliğini açıklamaya çalışırken, Bakunin’den sonra anarşizmin en büyük uluslararası devrimcilerinden biri olan Peter Kropotkin, Cafiero’nun 1880-1881 kışında Anna Kuliscioff’un reddiyle mahvolduğunu iddia etti.[48] Sevgilisi Costa hapis cezasını çekerken bu Rus Yahudisi güzelliğin ve yıldız Marksistin peşine düşmüştü.[49] Bu iki adam arasındaki bozuşmanın şiddeti, Kuliscioff üzerindeki rekabetleriyle çok ilgili olabilir. Ancak Cafiero’nun tutkulu romantik ilişkiler geçmişi yoktu ve Kuliscioff ile ilişkisinin kaydı belirsizdir. Aralarında neler geçtiğini ya da ilişkilerinin ruh halini nasıl etkilediğini söylemek zordur. Muhtemelen birçok başka etken de son çöküşüne katkıda bulundu: tekrarlanan hayal kırıklığı, başarısızlık, polis gözetimi, sınır dışı edilmeler, sorgulamalar ve hapis cezasının stresi hafife alınmamalıdır.

Cafiero’nun uzun süredir görünmeyen eşi Olimpia şimdi yeniden ortaya çıktı ve ona yardım etmeye çalıştı. 1886’da Imola’daki bir akıl hastanesine nakledilmesini sağladı; burada fiziksel sağlığı düzelmeye başladı. Aralıklı zihinsel berraklık dönemleriyle geçen bir alacakaranlık dünyasında yaşamaya devam etti. Ancak Kasım 1887’de akıl hastanesi yetkilileri onu eşinin bakımına bıraktı. Çift, Imola’da, ardından Bologna’da yaşadı. Cafiero’nun durumu, sakinlik dönemlerini keskin kriz patlamalarının izlediği şekilde istikrarsız kaldı. 1889’da çift, Barletta’daki aile evine taşındı ve daha iyi görünmeye başladı. Gençliğinin tanıdık çevresine tepki verdi, ama kısa süre sonra eşi onu Nocera Inferiore’deki başka bir akıl hastanesine kapatmak zorunda kaldı. Orada bağırsak tüberkülozu geliştirdi ve 17 Temmuz 1892’de 45 yaşında öldü.

Klasik tarihi romanı Il diavolo al Pontelungo‘da (1927, Uzun Köprü’deki Şeytan), Riccardo Bacchelli (1891-1985), 1870’lerde Bakunin ve İtalyan anarşistlerin hikayesini anlattı. Siyasi bir muhafazakâr olan Bacchelli, romanı, terörizmi ele alan Batı edebiyatının önemli iki romanı olan Fyodor Dostoyevski’nin Ecinniler’ini (1872) ve Joseph Conrad’ın Gizli Ajan’ını (1907) canlandıran aynı devrim karşıtı ruhla yazdı. 1920’lerde geleneksel Ronda yazarlar grubuna mensuptu ve Alessandro Manzoni’nin Hristiyan hümanizminin değerlerini savunuyordu. Bu yargı standardını anarşistlere uygulayan Bacchelli, onları son derece eksik buldu. Dostoyevski ve Conrad gibi, anarşistleri sanrılı ve etkisiz fanatikler olarak kınadı. Kitabının başında Bacchelli şunu ilan etti: “Bunun bir hatanın, suçlar ve şerefsiz olaylar üreten bir hatanın hikayesi olduğunu söylemek gerekir.” Bakunin ve arkadaşlarını, “öğrenemeyen. Öğrenebilselerdi artık kendileri olmazlardı” adamlar olarak betimledi.[50]

Bacchelli’nin anarşistleri bir bütün olarak lanetlemesine rağmen, Cafiero’ya dair portresi garip bir şekilde takdir edicidir. Romandaki tüm ıslah edilmemiş devrimciler arasında Cafiero, insani açıdan en inandırıcı figürdür. Bacchelli, onu fanatikliği nedeniyle kınıyor ve bir geriye dönüşte, deliliğinin ve erken ölümünün, hayatında verdiği korkunç seçimlere uygun bir son olduğunu gösteriyor. Yine de, kendisine yaklaşan herkese cimrilik yapmayan cömertliğiyle kendini gösteren bir “insani asalete” sahip bir Cafiero tanımlıyor.[51] Bacchelli için Cafiero, romanda bir karakter olarak içinde büyük bir hainlik ve şarlatanlık damarı taşıyan Bakunin’den çok daha takdire şayandır.

Bacchelli gibi bir muhafazakâr Cafiero için sempati geliştirebiliyorsa, solun onun için çok daha fazlasını yapacağından emin olunabilir. Cafiero’nun anarşist komünizmin şehidi olarak mitosu, o hâlâ hayattayken şekillenmeye başladı. Anarşist gruplar Livorno, Ancona, Ravenna, San Remo ve New York’ta kendilerini onun adıyla adlandırdı. Anarşist ailelerde çocuklara “Cafiero” adını vermek yaygındı. Kahramanlıkları ve fedakarlıkları şarkılara, sonelere ve tablolara ilham verdi. Berraklığının son anlarından birinde Cafiero, “İlke doğrulandı,” diye söylendi.[52] Ondan ilham alanlar için Cafiero, devrim ilkesini doğrulamıştı…

Bu Metin Carlo Cafiero, Richard Drake, 2003. (Kısaltılmıştır, düzenlenmiştir)