Durruti’nin Mahno’yla Karşılaşması ve Sürgün Yılları

  Anarşizm

Durruti’nin Mahno’yla Karşılaşması ve Sürgün Yılları, Abel Paz; Durruti in the Spanish Revolution 1996.

Fransız hükümeti üç anarşisti serbest bırakmış olsa da, on beş gün içinde ülkeyi terk etmeleri gerektiğine hükmetmişti. Peki nereye gideceklerdi? İltica Destek Komitesi, herhangi bir Avrupa ülkesinden giriş vizesi alabilmek için yoğun bir şekilde çalışmaya koyuldu. Elçiliklerin hiçbiri talebi açıkça geri çevirmedi, ama olumlu yanıt veren de çıkmadı. Olumlu bir yanıt için geçen o yıpratıcı bekleyiş sırasında Durruti, Ascaso ve Jover, alışık oldukları üzere, dünyanın bir köşesinde yasaların dışında yaşama ihtimalini konuşuyorlardı. Ne var ki Gregorio Jover’in düşünmesi gereken bir ailesi vardı; hayat yoldaşını ve iki çocuğunu yanında tutabileceği bir çözüm bulması gerekiyordu. Sorunu birtakım sahte belgelerle çözdü; bu belgeler sayesinde Béziers’e yerleşti ve geçimini mobilya ustalığıyla sağladı.

İşsiz kalan Durruti ile Ascaso ise öğleden sonralarını Paris’in XX. bölgesindeki Ménilmontant semtinde, Prairies Sokağı’nda bulunan Anarşist Kitabevi’nde geçiriyorlardı. Orada, sonradan serbest birliktelik kuracakları iki Fransız anarşistle yakınlaştılar. Bu genç kadınlar, Durruti’nin hayat yoldaşı olacak Émilienne Morin ile Ascaso’yla bir ilişkiye başlayan Berthe Favert’di. Aynı dönemde Nestor Mahno’yla da tanıştılar. Mahno, Rus anarşistleri arasında öne çıkan bir militan ve 1917’de ülkesinde patlak veren devrimin öncülerindendi. Ağustos 1921’e dek Ukrayna’da yürüttüğü faaliyet, bu tabu konuya dair her türlü bilgiyi örtbas etme arzusunu çoğunlukla paylaşan sol ve sağ eğilimli tarihçiler için son derece rahatsız edicidir.

Bir avuç adamla yola çıkan Mahno, Troçki’nin Almanya’yla barış anlaşması imzalamasının ardından Ukrayna’ya giren Alman işgalcilere direnen güçlü bir köylü ordusu kurdu. Mahno’nun yirmi beş bin kişilik ordusu, o andan Almanların Kasım 1918’deki yenilgisine kadar bölgede Rus Devrimi uğruna savaşan tek güçtü. Alman işgalciler ezildikten sonra Bolşevikler Kızıl Ordu’yu Ukrayna’ya gönderdi ve bölgedeki sovyetlerin anti-otoriter yapısına saygı gösterecekleri yolunda Mahno’yla göstermelik bir anlaşma yaptılar. Oysa gerçekte ne Savaş Komiseri Troçki ne de yeni Sovyet devletinin önderi Lenin bu anarşist deneyime tahammül edecekti; hele bu deneyimin başarıları, Rusya’daki Bolşevik yönetimin keyfiliğini ve despotluğunu iyice gözler önüne sererken.

Ukrayna’daki sonun başlangıcı 1920’nin son aylarına rastlar: Bolşevik hükümet, “Mahnovşçina”nın önderlerinden bir gruba tuzak kurdu. Bir Askeri Konsey’e katılma daveti bahanesiyle belirli bir yere çağrılan bu devrimciler, orada tutuklanıp Çeka (Sovyet gizli polisi) tarafından kurşuna dizildi. Bolşevikler benzer bir oyunu Kırım’da “Beyazlar”a karşı savaşan müfrezelere de oynadılar. “Mahnovşçina”ya yönelik bu iki saldırıya paralel olarak Troçki, Ukrayna’daki Mahno ordusunu ezmek üzere 150.000 kişilik bir ordu gönderdi. Mahno’nun Kızıl Ordu’ya ve “Beyazlar”a karşı yürüttüğü çifte mücadele dokuz ay sürdü. Nihayet Ağustos 1921’de Mahno ve bir avuç yoldaşı mücadeleyi bırakmak zorunda kalarak Romanya’ya sığındı; orada hapse atıldılar. Romanya’dan kaçtıktan sonra Mahno Polonya’ya geçti; burada yargılandı ama beraat etti. Rudolf Rocker, Voline ve Emma Goldman’ın çabaları sayesinde 1924’te Almanya’ya girebildi. 1925’te ise nihayet Paris’e yerleşti.

Mahno gibi bir eylemci için sürgün, ölüm demekti. Henüz otuz beş yaşındaydı, ama savaş ve aldığı sayısız yara onu çoktan tüketmişti. En derin yarası ise önderlik ettiği hareketin yenilgisi ve Bolşeviklerin kendisiyle Ukrayna’nın üzerine boca ettiği bitmek bilmez yalan seliydi. Bütün bunlar, bir de o sahici Rus mizacı, Fransa’ya ve oranın âdetlerine uyum sağlamasını güçleştiriyordu. Mahno, Durruti ile Ascaso’nun maceralarını duymuş, Paris’teki davalarını da izlemişti. Kendisiyle tanışmak istediklerini öğrenince, kızı ve hayat yoldaşıyla paylaştığı mütevazı otel odasında onları kabul etmeye razı oldu. Üç adam yüz yüze gelir gelmez Durruti şöyle dedi:

“Sizin şahsınızda, liberter ideallerimizi gerçekleştirmek için savaşmış bütün Rus devrimcilerini selamlamaya ve hepimiz için bunca şey ifade eden Ukrayna’daki mücadelenizi saygıyla anmaya geldik.”

Durruti’nin sözleri [diye yazacaktı Ascaso sonradan] yılgın savaşçı üzerinde derin bir etki bıraktı. Ufak tefek ama tıknaz adam âdeta yeniden canlanır gibi oldu. Çekik gözlerinin delici bakışı, o hasta bedende hâlâ dinç bir ruhun saklı olduğunu gösteriyordu.

“Anarşist içeriği güçlü bir devrim gerçekleştirmek için İspanya’daki koşullar Rusya’dakinden daha elverişli,” dedi Mahno, “çünkü orada büyük bir devrimci geleneğe sahip bir köylülük ve proletarya var. Kim bilir, belki devriminiz, Rus Devrimi’nden esinlenmiş yaşayan bir anarşizmi görme mutluluğuna erişebileceğim kadar erken gelir! Sizde, İspanya’da, bizim hareketimizin yoksun olduğu bir örgütlülük duygusu var; örgütlülük ise devrimin temelidir. Bu yüzden İber anarşist hareketine yalnızca hayranlık duymakla kalmıyorum; onun, Bolşeviklerinkinden daha derin bir devrimi, üstelik onların devrimini daha en baştan tehdit eden bürokratizme kapılmadan gerçekleştirebilecek bugünkü tek hareket olduğunu da düşünüyorum. Ama o örgütlülük duygusunu korumak için çok çalışmalısınız; anarşizmi hayata kapalı bir teori sananların onu yok etmesine izin vermeyin. Anarşizm ne sekterdir ne de dogmatik. O, eylem hâlindeki teoridir. Önceden belirlenmiş bir dünya görüşü yoktur. Anarşizmin, tek tek ya da toplu hâlde, insanın bütün tutumlarında tarihsel olarak tezahür ettiği bir gerçektir. O, tarihin yürüyüşünün ta kendisinde işleyen bir kuvvettir: tarihi ileri iten kuvvet.”
Konuşma, özellikle dil güçlükleri yüzünden Mahno’yu yoruyordu. Arkadaşı Dowinsky eşzamanlı çeviri yapıyordu, ama Mahno yine de zaman zaman düşüncelerinin ipini kaçırıyordu. Sohbeti izleyebilmek için elinden geleni yapıyor, sözlerine nasıl karşılık verdiklerini görmek için İspanyolların yüzlerini dikkatle süzüyordu.

Saatler boyunca Mahno, Ukrayna’daki mücadelenin ayrıntılarını Durruti ve Ascaso’yla paylaştı. Faaliyet yılları boyunca o liberter bölgedeki komün deneyimlerinin inceliklerinden ve sovyetlerin niteliğinden söz etti. Şöyle diyordu:

“Ukrayna’daki tarım komünümüz, kurduğumuz federatif ve dayanışmacı sistem içinde, siyasal alanda olduğu kadar iktisadi alanda da etkindi. Komünlerde kişisel bencilliğe yer yoktu; yerel düzeyde de bölgesel düzeyde de dayanışmaya yaslanıyorlardı. Başarılarımız, köylü sorununa Bolşeviklerin dayattıklarından farklı çözümlerin var olduğunu açıkça ortaya koydu. Ülkenin geri kalanı bizim yöntemlerimizi uygulasaydı, kır ile kent arasındaki o trajik uçurum hiç yaşanmazdı. Rus halkını yıllarca süren açlıktan kurtarır, işçilerle köylüler arasındaki anlamsız çatışmaları önlerdik. Ve en önemlisi, devrim bambaşka bir yol izlerdi. Eleştirenler, köylü ve zanaatkâr temeli yüzünden sistemimizin sürdürülemez olduğunu, büyüyemeyeceğini söylüyor. Doğru değil. Komünlerimiz karmaydı ,hem tarımsal hem sınai hatta bazıları yalnızca sınaiydi. Ama sistemimizi güçlü kılan başka bir şeydi: herkesin devrimci katılımı ve coşkusu; yeni bir bürokrasinin doğmasını engelleyen de buydu. Hepimiz aynı anda hem savaşçı hem emekçiydik. Komünlerde sorunları çözen organ asambleydi; askeri işlerde ise bütün birimlerin temsil edildiği savaş komitesi. Bizim için en önemlisi, herkesin kolektif çalışmaya ortak olmasıydı: yönetici bir kastın iktidarı tekeline almasını engellemenin yolu buydu. Teoriyle pratiği işte böyle birleştirdik. Ve Troçki ile Lenin’in üzerimize Kızıl Ordu’yu göndermesinin nedeni, Bolşeviklerin taktiklerinin gereksiz olduğunu göstermiş olmamızdır. Bolşevizm Ukrayna’da da Kronştad’da da askeri açıdan galip geldi; ama tarih bir gün bizi haklı çıkaracak ve Rus Devrimi’nin mezar kazıcılarını mahkûm edecek.”

Kendisi için acı verici olayları anlatırken Mahno’nun yorgunluğu iyice belirginleşiyordu. Bir ara içini çekti ve şöyle haykırdı: “Umarım vakti geldiğinde siz bizden daha iyisini yaparsınız.” İki İspanyol’la vedalaşırken de şunları söyledi: “Mahno hiçbir zaman bir kavgadan kaçmamıştır; devriminiz başladığında hâlâ hayattaysam, ben de nice savaşçıdan biri olacağım.”